Çok ama çok kritik, kırılgan bir dönemden geçtiğimiz ve hep birlikte kaybetmekte olduğumuz net bir şekilde anlaşıldığından beri sık sık “sağduyu” çağrıları işitir olduk. Hatta bazı çevreler harekete geçip kimi inisiyatifler başlattı; bazılarının da kolları sıvamakta olduğu söyleniyor. Çok güzel. Ama işimiz hayli zor. Bunun nedenlerini aramadan önce içinde bulunduğumuz durumu biraz tasvir etmek gerekiyor:
Daha bir krizden çıkamadan ötekine yuvarlanıyoruz. Örneğin geçen yıl Cumhurbaşkanlığı krizi ve 27 Nisan sürecini yaşadık. AKP’nin yüzde 47’ye yakın oy alması geçici bir rahatlama getirdi, ancak PKK’nın saldırılarıyla gündemimiz değişti. Ardından kara harekâtının sekiz gün sürmesi yeni gerginlikler yarattı. Sonra türban krizimiz oldu. Bunun peşinden AKP’ye kapatma davası açıldı ve bir hafta geçmeden Ergenekon soruşturması kuvvetli bir şekilde gelişerek dengeleri iyice altüst etti.
Bütün bu krizler birbirini besliyor. Bunlarla baş etmesi gereken devletin kurumları arasında, hatta bazı kurumların kendi içlerinde uyumdan da eser yok. Tam tersine yaşanan sert iktidar mücadelesi sorunları çözmek bir yana, bunlara yenilerini ekliyor. Tarafların uzlaşma yolunda ne bir niyet beyanları var, ne de herhangi bir girişimleri. Her iki tarafın da belli anlamda güçlü olduğu düşünülür ve hiçbirinin pes etmeyeceği varsayılırsa bu kavga pekala yıllarca sürebilir.
Tabii olan esas olarak topluma oluyor. Medyanın büyük ölçüde çatışan taraflardan biriyle açık ya da dolaylı irtibatı sayesinde sıradan insanlar, zaten epey karmaşık olan gelişmeleri ve krizleri anlamlandırmakta zorlanıyor ve basit, şematik açıklamaların; komplo teorilerinin peşinden sürükleniyorlar.
TÜSİAD’ın çabaları
Girişte sözünü ettiğimiz arayışlar bu krizlerden çıkmada yeterli olabilir mi? Eğer sorunu sadece “kapatma davası/Ergenekon” ikiliğiyle sınırlamak mümkün olsaydı belki taraflar karşılıklı tavizlerle ateşkese gidebilirlerdi. Ancak burada da çok ciddi bir sorunla karşı karşıyayız. Şöyle ki, bütün siyasallaşma iddialarına rağmen yargı bağımsız ve ne kapatma davası ne de Ergenekon soruşturmasının kaderleri siyasi pazarlıklarla belirlenemez.
Öte yandan, şu ana kadar sorun çözmek iddiasıyla ortaya çıkan aktörlerin güç ve kapasiteleri de epey sorunlu. Örneğin ilk adım TÜSİAD’dan geldi ki gerek AKP, gerekse CHP, artı olarak MHP bu kurumla farklı nedenlerle ciddi sorunlar yaşıyorlar. TÜSİAD’ın yanına TOBB başta olmak üzere bazı meslek kuruluşlarını alması söz konusu ancak son türban kirizinde TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu’nun Cumhurbaşkanı Gül’ün bilgisi dahilinde arabuluculuğa soyunup başarısız olduğu da unutulmamalı.
TBMM Başkanı Köksal Toptan’ın adı da sağduyu yaratma arayışlarında sıklıkla geçiyor. Toptan AKP’den çok geniş bir teşvik ve destek alması halinde gerçekten bu anlamda fonksiyonel olabilir ancak bunun ışıkları da pek görünmüyor.
Cumhurbaşkanı Gül’e de bazı girişimler atfediliyor. Gül kapatma davasında bizzat yargılanmasaydı bu pekala mümkün olabilirdi. İddianame nedeniyle Gül’ün “kendisini kurtarmak istiyor” söylentilerinden ürkerek bu konuda fazla atak olamayacağını düşünüyorum.
Genel seferberlik
Türkiye’nin bu kritik dönemi atlatabilmesi için mutlaka öncelikle Başbakan Erdoğan ile CHP lideri Baykal’ın bir araya gelmesi; ardından tüm Meclis’in seferber olması gerekiyor. Ancak bu ana kadar verilen mesajlar fazlasıyla iç karartıcı.
Ayrıca devletin diğer kurumlarının, meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütlerinin ve muhakkak medyanın bu sürece aktif olarak dahil olmaları da şart.
Çünkü acil çözüm bekleyen tek sorun AKP’nin ve Ergenekon soruşturmalarının gelecekleri değil. Türban ve en önemlisi de Kürt sorunu masanın ortasında duruyor.
Ve masa tüm bunların ağırlıklarıyla yıkılmak üzere...
Sağduyu arayışları sonuç verebilir mi?
Haberin Devamı

