New York'taki BM Milenyum Zirvesi'ne katılan Türk heyetinin ana gündem maddelerinden biri hiç kuşkusuz PKK'ydı. Daha zirve başlamadan, Amerikan Başkanı George W. Bush, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a "Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'ye PKK konusunda bir şeyler yapmalısın" dediğini aktararak gönlünü almak istedi. Kimileri, bir şekilde medyaya yansıyan bu sözleri, "Ankara'nın başarısının kanıtı" olarak görürken, bazıları da "Washington topu Irak'a atıyor. Demek ki bir şey olmayacak" diye olumsuz yorumladı.
Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve kurmayları, Talabani ve Irak Başbakanı İbrahim Caferi ile aynı gün ama ayrı ayrı görüştü. AKP'li bir kurmay, görüşmeleri "Duymak istediğimiz her şeyi söylediler" diye değerlendirdi. "Peki ne yapmalarını bekliyorsunuz?" diye sorduğumuzdaysa "Tabii ki yapamayacakları şeyler var, ama yapabilecekleri şeyler de var" karşılığını verdi.
Lider kadroya operasyon
Peki Iraklılar ne yapabilir? PKK'yı topraklarından söküp atmaları mümkün değil. Hatta ABD'den bile böyle topyekun bir askeri operasyon beklenmiyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Irak Koordinatörü James Jeffrey, PKK'ya sıranın ancak Irak'taki direniş kırıldıktan sonra gelebileceğini biz Türk gazetecilere on gün önce verdiği brifingte açıkça dile getirmişti.
Jeffrey de Bush gibi, PKK ile mücadelede topu "Irak hükümeti" ne atmıştı. Iraklılar'ın elinde PKK liderlerinin listesinin olduğunu, bunların bir şekilde ele geçmesi durumunda "gereğinin yapılacağını" söylemişti.
Bu "liste" ilk kez Başbakan Erdoğan'ın Haziran ayındaki Beyaz Saray ziyareti sırasında, muhtemelen Türk askeri kaynaklar tarafından medyaya sızdırılmıştı. Aslında "Amerikan ordusu özel kuvvetleri hiç olmazsa örgütün lider kadrosuna karşı nokta operasyonları düzenlesin!" şeklinde özetlenebilecek bir öneri yaklaşık bir yıldır seslendiriliyor ve ara bir çözüm olarak taraftar topluyor. Bu görüşü ilk olarak Washington Enstitüsü'nün Türkiye programı yöneticisi Dr. Soner Çağaptay'ın savunduğuna tanık olmuş ve bunu haberleştirmiştim.
Fikir ilginç ve uygulanabilir gibiydi ama onca zamanda herhangi bir somut adım atılmadı. Bu arada 3 Ekim'in yaklaşmasını fırsat bilen PKK, Abdullah Öcalan'ı serbest bıraktırmak için yeniden silahlı eylemlere başladı. Karadeniz'e de açılmaya çalıştı. Dahası büyük şehirler ve turizm bölgelerinde sivilleri hedef alan "kör terör" saldırıları düzenledi. Bunların peşinden büyük kitle gösterileri gelince, Türkiye belki de ilk kez "Türk-Kürt çatışması" tehlikesinin eşiğine geldi.
ABD neden hevesli değil
BM Zirvesi, PKK'ya karşı "polisiye operasyon" beklentilerini iyice tırmandırdı. Her an bir PKK yöneticisinin öldürüldüğünü veya yakalandığını duyabiliriz. Ama akla birçok soru geliyor.
"Teröre karşı savaş" diyen Washington, terörist olarak gördüğü PKK'ya karşı neden "polisiye" mücadeleye bile hevesli görünmüyor?
Irak Kürtleri, gerek genel kamuoyu, gerek yöneticiler olarak gerçekten PKK'nın tasfiyesini istiyorlar mı?
Polisiye operasyonun sınırını kim, nasıl çizecek?
Kimler hedef alınacak? Gerçekten örgütün beyinleri mi, yoksa etkisi kalmamış, hatta PKK'dan ayrılmış bazı meşhurlar mı?
Bu formüle karşı PKK ne gibi tedbirler ve cevaplar hazırlamış olabilir?
Örgütün muhtemel misillemelerine Türkiye ve Irak tam olarak hazır mı?
Operasyonların ardından PKK'nın dağılması mı öngörülüyor?
PKK yok olursa boşluğunu kim ya da kimler dolduracak?
Bu iş polisiye operasyonla olsaydı, Kürt sorununun 15 Şubat 1999'da çözülmüş olması gerekirdi.
PKK'ya karşı polisiye operasyon çözüm olabilir mi?
New York'taki BM Milenyum Zirvesi'ne katılan Türk heyetinin ana gündem maddelerinden biri hiç kuşkusuz PKK'ydı
Haberin Devamı

