Bütün seçenekler masada...” Amerikalılar, nükleer silah edinmek istediği söylenen İran’ı hep bu sözle tehdit ediyorlar. “Bakmayın müzakerelere onay verdiğimize, BM’den yaptırım kararları çıkarmak için uğraştığımıza, her an saldırabiliriz, kimse de engel olamaz” demeye getiriyorlar.
Etkili de oluyorlar. Tam 4 yıl önce, sudan ve yalan bahanelerle nasıl Irak’ı işgal ettikleri hafızalarda taze olduğu için, kimse bu şantajı ciddiye almazlık edemiyor.
Aynı cümleyi, aylar önce Washington’daki bir basın toplantısında, ABD’nin PKK ile mücadele koordinatörü emekli general Joseph Raltson’dan da duymuştuk. O da bu cümleyle PKK’ya karşı askeri müdahale seçeneğinin de gündemde olduğunu ima etmişti.
Ama hiç etkili olamamıştı. Çünkü kimse Amerikan ordusunun Kuzey Irak’taki PKK militanlarına saldırabileceğine inanmamıştı. Nitekim onca zaman geçti, hiçbir somut gelişme yaşanmadı. Üstelik Amerikalı yetkililer, değişik vesilelerle Türkiye’nin Kuzey Irak’a askeri müdahalesine izin vermeyeceklerini duyurdular.
Karlar eriyince ne olacak?
Geçen hafta Ralston AP’ye özel bir demeç verdi ve “PKK’ya karşı bütün seçenekler masada” cümlesini tekrarladı. Gariptir, Türk medyası bu sefer bu cümleyi başlığa taşıdı. Peki ne değişti?
Öncelikle PKK konusu o kadar tüketildi ki insanlar bir şeylere inanmak istiyor. İkinci olarak, Washington’un Cumhurbaşkanlığı seçimleri arifesinde, olmadı genel seçimler öncesinde AKP’ye bir jest yapacağını düşünenler var. Bunun haklı bir zemini de mevcut: ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bazı üst düzey yöneticileri, alenen AKP’nin alternatifi olarak milliyetçiliği gördüklerini ve bundan rahatsız olduklarını açıkça deklare ediyorlar.
Ancak Amerikan yönetimi Dışişleri’nden, Dışişleri de bu diplomatlardan ibaret değil. PKK’ya karşı tüm seçenekler masada olsa bile orta yerde bir masa filan olduğu pek söylenemez. Örneğin aynı Ralston, geçen Çarşamba günü Amerikan Kongresi’ndeki bir oturumda konuşmasını aynen şu cümleyle bitirdi: “Önümüzdeki haftalarda Türk-Irak sınırındaki dağlarda karlar eriyecek ve PKK’nın saldırılarına başlayıp başlamayacağını ve Türk hükümetinin buna nasıl cevap vereceğini göreceğiz.”
Görüldüğü gibi Washington PKK’nın ilan etmiş olduğu “ateşkes”e fazla bel bağlıyor. “Ateşkes”in sürmesi işini de Iraklı Kürt liderlere havale etmiş durumdalar.
Bu bizim sorunumuz
2004 yılı başında Vatan Gazetesi’nde “Türkiye’nin Kürt sorunu” başlıklı, daha sonra kitap olarak da çıkan 16 günlük bir yazı dizisi hazırlamıştım. Onun son cümleleri şöyleydi: “Biliyoruz ki Türkiye’nin bir Kürt sorunu var. Ve bu sorunun hep birlikte çözülmesi gerekiyor. Çözüm için de tartışma, eleştiri, samimiyet, inandırıcılık ve kardeşlik gerekiyor.”
Aradan geçen üç yılda, samimiyet ve inandırıcılıktan uzak olma noktasında Türk ve Kürt milliyetçileri arasında muazzam bir rekabete tanık olduk. Bu da kardeşliği zedeledi. Devlet, siyasi partiler ve medya ise Türkiye’nin Kürt sorununu geri plana itip Irak’ın Kürt sorununu birinci gündem maddesi yaptılar. Üstelik Irak Kürtlerini dışlayıcı bir tutumda ısrar ettiler.
Trajik olan, Türkiye’nin Kürt sorununun çözümünü ABD’den beklemesi, orda da Ankara’nın resmi pozisyonunu Michael Rubin gibi itibarsız birkaç kişi dışında kimsenin savunmamasıdır.
Artık bu oyuna bir son vermek, kendi Kürt sorunumuzu kendi başımıza çözmek zorundayız.
“PKK’ya karşı bütün seçenekler masada” Peki masa nerede?
Bütün seçenekler masada...” Amerikalılar, nükleer silah edinmek istediği söylenen İran’ı hep bu sözle tehdit ediyorlar. “Bakmayın müzakerelere onay verdiğimize, BM’den yaptırım kararları çıkarmak için uğraştığımıza, her an saldırabiliriz, kimse de engel olamaz” demeye getiriyorlar
Haberin Devamı

