PKK hakkındaki resmi açıklamalar hep “Bölücü terör örgütü iyice köşeye sıkıştı” teması üzerine kurulmuştur. Ama onca Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı, Genelkurmay Başkanı geldi geçti, PKK o sıkıştığı köşeden bir türlü çıkartılıp yok edilemedi.
Hakkını vermek lazım, AKP hükümeti “köşeye sıkıştı” edebiyatına pek itibar etmedi. Peki ne yaptı? Hep Washington’a baktı. Amerikan ordusunun, Iraklı peşmergeleri de yanına alarak -belki Türk ordusunu da yardıma çağırarak- örgütü Kuzey Irak’tan söküp atmasını istedi, umdu.
Amerikan yönetimiyse, bütün enerjisini Irak’ın diğer bölgelerindeki ayaklanmayı bastırmaya yoğunlaştırdı. Zaten Irak Kürtlerinin bu konuda desteğine de sahip değildi. Sonuçta ABD, Irak’ın tek sakin bölgesi olan Kuzey’i de istikrarsızlaştırmamak için PKK’yı tasfiyeye kalkışmadı. Bunun yerine ne yaptı? PKK sorununun kendi kendine çözülmesini bekledi, umdu. Bu arada minik adımlarla durumu idare etmeye çalıştı, çalışıyor. Ne var ki bunların çoğu da umulanın tersi sonuçlara yol açıyor.
Örneğin Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın PKK’ya silah bırakma çağrısı yapması tam bir “kaş yapayım derken göz çıkartma” örneği oldu. Washington’un PKK’yı, hem de eylemlerine başlamasının yıldönümünde muhatap alması, örgütü bir nevi meşrulaştırdı.
Emekli Orgeneral Joseph Ralston’ın atandığı “PKK Koordinatörlüğü” de bazı çevreler tarafından Washington’un PKK ile doğrudan temasa geçmesinin altyapısı olarak yorumlanabildi. Peşpeşe gelen bu adımlar üzerine örgütün lider kadrosu da “ABD bizi muhatap alıyor” diye sevinç çığlıkları attı ve yakında “yeni açılımlar” yapacaklarını ilan etti.
ATEŞKES BİLE OLMADI
İyi niyetliler bütün bu gelişmeleri hayra yordular. Irak’taki Kürt yönetiminin PKK’ya karşı tavır almaya başladığı yolundaki haberleri önemsediler. Sadece laiklik değil Kürt sorununda da “şahin” bilinen Org. Yaşar Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanı olmasının, zaten dağılmakta olduğunu düşündükleri örgütü iyice telaşa verdiğini düşündüler. Bütün bunları üst üste koyup, örgütün daha önce defalarca yaptığı gibi, yine bir 1 Eylül’de, yani Barış Günü’nde ateşkes ilan edeceğini umdular.
Ama yine hüsran oldu. PKK yine bildiğini okudu, turistik bölgelerde ve Güneydoğu kırsal alanında eşzamanlı terör saldırılarını tırmandırdı. Peşpeşe kalkan şehit cenazelerinde yaşananlar, “bunlar örgütün son çırpınışları” türünden açıklamalara imkan tanımıyor.
BOŞLUĞU KİM DOLDURACAK?
Varsayalım ki bunlar gerçekten PKK’nın son demleri olsun, örgüt kendi döktüğü kanda boğulsun. Türkiye bunun yerine ne koyacak? Bilinmiyor. Ama birilerinin şimdiden PKK’nın yerini almaya soyunduğu biliniyor.
19 Nisan 2006 günü bu köşede “Güneydoğu’da devlet ile PKK’nın başını çektiği ‘Kürt hareketi’ baş başa kalmış değil. Bir ucunda İslamcıların (esas olarak Hizbullah’ın) yer aldığı bir üçgen söz konusu” demiştim.
İngiliz The Economist dergisi de, son sayısında “PKK şiddeti ile Türk milliyetçiliği arasında sıkışıp kalan Kürtler, gitgide radikal İslama yöneliyorlar” yorumunu yaptı. Dergi, “Org. Büyükanıt, bugün bölgeye dönse, karşısında yeni bir düşman olduğunu sezecek” diye yazdı.
Yani Hizbullah ve onun türevi radikal İslamcı grupların Güneydoğu’daki yükselişi The Economist’i bile ürkütüyor ama nedense bizim medyamız konuya duyarsız. Alelacele Lübnan’a asker tezkeresi hazırlayan hükümet ve bunu onaylayacağı kesin olan AKP Grubu da, Lübnan Hizbullahına gösterdikleri ilgiyi bizim Hizbullah’tan esirgiyorlar. Yoksa bir bildikleri mi var?
PKK saldırdıkça bizim Hizbullah güçleniyor
PKK hakkındaki resmi açıklamalar hep “Bölücü terör örgütü iyice köşeye sıkıştı” teması üzerine kurulmuştur. Ama onca Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı, Genelkurmay Başkanı geldi geçti, PKK o sıkıştığı köşeden bir türlü çıkartılıp yok edilemedi
Haberin Devamı

