Başbakan Erdoğan, uçakta gazetecilere iki hayati konuda büyük bir atılımın eşiğinde olduğunu belirtti:
1) Dağa çıkışları, yani PKK’ya katılımları minimize etmek, hatta yok etmek;
2) Dağdan inişi sağlamak.
Dağa çıkışları nasıl en aza indirebilecekleri bir muamma. Ama dağdan indirme konusunda yaşanmış, hemen hemen hepsi başarısız örnekler mevcur. Nitekim Erdoğan da 2003’de çıkarılan “Topluma Kazandırma Yasası” nın başarılı olmadığını kabul ediyor ve şöyle devam ediyor: “O zaman bir direnç ve defans oldu biliyorsunuz. Şu anda çok daha farklı bir noktadayız. Medyanın katkısıyla daha iyi sonuç alabiliriz.”
Bu konu üzerine yıllardır kafa yoran ve Türkiye’nin PKK sorununun bir an önce en az zararla hallolmasını arzulayan bir medya mensubu olarak Erdoğan’ın tam olarak açıklamadığı “yeni plan” a katkıda bulunmak isterim.
Riskli bir kavram: Af
Öncelikle olayın adını iyi koymak lazım. Hükümetin “örtülü” ya da “örtüsüz” af kavramını çağrıştıracak herhangi bir tanımlamadan uzak duracağını biliyoruz. Bu anlaşılır bir şey. Ama dağdan inmesi söz konusu olanların gönüllerinden geçenin de “af” olduğunu yabana atmamak gerek.
“Af” ne kadar riskli bir kavramsa, olası yeni tasarıyı “yeni pişmanlık yasası” olarak tanımlamak da bir o kadar tehlikeli. Bir kere Türkiye’de “pişmanlık yasası” denince akla ilk olarak 12 Eylül 1980 askeri rejimi geliyor. Yani demokratik bir rejimde insan haysiyetine daha uygun bir tanım bulmak isabetli olur. İkincisi, defalarca yürürlüğe giren bu tür düzenlemelerin hiç de işlevsel olmadığını çok iyi gördük.
Bu sefer de çıkarılacak herhangi bir yasanın PKK’nın aktif militanlarını pişmanlığa sevk etme ihtimalinin çok düşük olduğunu düşünüyorum. Bunun birkaç nedeni var:
1) Son yıllarda PKK’ya katılımlar, kandırma ve/veya kaçırma değil de çoğunlukla gönüllülük temelinde gerçekleşiyor. Özellikle belli bir eğitim düzeyinin üstündeki gençler, mesela Avrupa’dan, bilinçli bir tercih sonucu dağa çıkıyorlar.
2) Çatışmaların durduğu 1999-2004 arasında umdukları radikal siyasi ortamı bulamayan çok sayıda militan PKK’yı bırakmıştı. Aynı dönemde grup halinde kopuşlar da yaşandı. Yinde de yeni katılımlar durmamıştı. Çatışmaların tekrar tırmandığı ve büyük operasyonların beklendiği şu günlerde artık “kişisel ya da ideolojik hayal kırıklıkları” yerine sadece “can korkusu” ile kopuşlar yaşanabilir.
3) PKK’lıların aileleri ve yakın çevrelerinin, çocuklarının geri dönmesi için çırpındıklarını, bu uğurda örgütlenip lobi yaptıklarını da görmüyoruz.
4) Devletin yeni düzenlemeyi PKK’nın dağ kadrolarına anlatabilmesi de epey zor olacaktır. Örneğin devlete sığınmayı teşvik etmeye yönelik olarak havadan atılan propaganda belgelerinin hiç de başarılı olduğu söylenemez.
Diyelim ki döndüler
2003’teki yasaya “Eve Dönüş Yasası” denmişti. İyi de hangi eve dönüş? Ve nasıl? Diyelim ki yüzlerce genç devlete inandı, teslim oldu ve evlerine dönmek istiyor. Aileleri ve yakın çevreleri bu kararlarını nasıl karşılayacak? PKK tam olarak ortadan kalkmadığı için bunların ve/veya ailelerinin can güvenliği nasıl sağlanacak? Neyle iştigal edecek, nasıl geçinecekler?
Yasaya “Topluma Kazandırma Yasası” da deniyordu. Ama yöneticilerimiz bu gençleri “toplum” dan çok “devlet” e kazanmanın peşindeydiler ve başarısız oldular. PKK’dan ayrılmak isteyen herkese, siyasi olarak tepeden tırnağa değişmesini, eski yol arkadaşlarını elevermesini dayatma stratejisi başarılı olmuyor.
Bir örnek: Bugün Kuzey Irak’ta ve Avrupa’da, terörizmden arınmak ve bundan böyle tamamen uzak durmak için ellerinden geleni yapan ama kabaca “Kürt milliyetçisi” diye tanımlayabileceğimiz bir çizgide ısrar eden binlerce kişi var. Devlet PKK’lıları dağdan indirmenin provasını pekala bunlarla yapabilir. Çünkü bu kişiler kent merkezlerinde yaşıyor, çılgınlar gibi medyayı takip ediyorlar, yani kendilerine ulaşmak hiç zor değil. Çoktan dağdan inmişlerin hatırı sayılır bir bölümü Türkiye’ye dönüşe ikna edilebilirse gerisi çok kolay gelebilir.
“Pişmanlık yasası” dün yürümedi, bugün de yürüyemez
Haberin Devamı

