Ergun Babahan, Sabah Gazetesi genel yayın yönetmenliğini bıraktıktan sonra, aynı gazetede dikkate değer, güzel yazılar yazıyor. Dün de “655 bin ölünün hesabını verin” başlığıyla çarpıcı bir yazı kaleme aldı. Irak işgaline destek vermiş olan Türk gazetecilere çok sert ve haklı eleştiriler yöneltti ve okurlarını onlardan hesap sormaya davet etti.
Babahan, savaş destekçilerinin en önemli savının kitle imha silahları (KİS) olduğunu, ama bunun kısa sürede fos çıktığını yazdı. Halbuki onun yönetimindeki Sabah da (Vatan dahil, diğer birçok Türk gazetesi gibi) hep Amerikan tezlerine yakın durup, Saddam’ın “KİS’imiz yok” açıklamalarına şüpheyle yaklaşmıştı. Örneğin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı tarihi konuşmayı, 6 Şubat 2003 tarihli Sabah “Saddam’a suçüstü” başlığıyla manşetten vermişti. Sabah’a göre Powell “teknolojik şov” yapmış ve Irak’ın denetimden kaçtığını uydu fotoğrafları ve ses kayıtlarıyla anlatmıştı. Powell’ın söylediklerinin tamamen göz boyamaca olduğunu, zaten bu konuşmadan dolayı pişmanlık duyduğunu biliyoruz.
Irak’a Atatürk modeli
Savaş öncesi çok sayıda Türk gazeteci de, “Amerika, Irak’a ve bölgeye demokrasi, huzur ve barış getirecek. Bölgede diktatörlükler devri kapanacak” korosuna katılmıştı. Babahan haklı olarak bunlarla dalga geçiyor. Ama onun yönetimindeki Sabah, 14 Ocak 2003 günü, Aslı Aydıntaşbaş’ın eski CIA Başkanı James Woolsey’le yaptığı özel röportajı, yine manşetten ve “Ortadoğu’ya Atatürk modeli” başlığıyla okurlarına sunabilmişti.
İşte Sabah’ın “her cümlesi olay yaratacak” diye sunduğu röportajdan bazı seçmeler:
Atatürk, Ortadoğu’da izlenmesi gereken rotayı çizmiştir. Ortadoğu’nun çehresini Atatürk’ün çizdiği istikamette değiştirmekten söz ediyorum. Irak’ta bu mümkün.
Irak’ta toplumun laik yapısı, kadınların konumu, petrol zenginliği ve hali hazırda oluşmuş bir Irak kimliği var.
Birkaç yıl kalıp doğru dürüst bir hükümet kurduktan sonra Irak’ta uzun kalmamız gerekmeyecek. Bir an önce bu iş bitsin istiyoruz. Irak halkının önemli bir yüzdesinin ülke dışında yaşıyor olması işimizi kolaylaştıracak. 30 yıllık bir diktatörlükten sonra Irak halkı, ilk Arap demokrasisi olmaya hazır.
Lübnanlaşan Irak
Woolsey’in söylediklerinin hiçbiri çıkmadı: Amerikan işgali sayesinde Irak’ta laiklikten eser kalmadı, kadınların konumu yıllarca yıl geriye gitti, petrol gelirlerinden halk yararlanamıyor ve en önemlisi, “Irak kimliği”nin yerinde yeller esiyor. Mezhepsel ve etnik çatışmalar ülkeyi kimi uzmanlara göre “Balkanlaştırdı”, kimilerine göreyse “Lübnanlaştırdı”. Dışarıdaki Iraklıların çoğu dönmediği gibi, binlerce Iraklı güvenlik nedeniyle ülkelerinden kaçıyor. Onca seçim yapıldı ama Irak “ilk Arap demokrasisi” olmanın hâlâ çok uzağında.
Woolsey röportajda, “Bu Başkan (oğul Bush) doğru yolda. Babası, Saddam sonrası ne olur diye çekindiği için onu devirmemişti” demiş. Aradan topu topu üç yıldan biraz fazla zaman geçti. Baba Bush’un Dışişleri Bakanı James Baker, New York Times’a iki gün önce şöyle konuştu: “Biliyor musunuz, ne zamandır kimse bana ‘neden zamanında Saddam’ı devirmediniz?’ diye sormuyor.”
Bundan daha beter ne olabilir? Oğul Bush babasını, Irak’ın bugünü dününü aratıyor.
Ama biz bugünkü Ergun Babahan’dan çok memnunuz; eskisini aramıyoruz.
İyi bayramlar

