Mustafa Mutlu, dünkü Vatan’da, meslektaşım ve dostum Gülden Aydın’ın kızının başına gelenlerden ve bir TV kanalının sabah programında muhafazakâr iddialı iki şarkıcının sözlerinden hareketle “türbanı savunan tatlısu aydınları”na bazı sorular yöneltti. Yıllardır türban yasağının kaldırılmasını savunan biri olarak kendisine cevap vermek istiyorum.
Öncelikle bir düzeltme: Gerek üstüste gelen mahkeme kararları, gerekse AKP’nin tek başına iktidarı ve El Kaide terörünün doğurduğu atmosfer nedeniyle Mustafa’nın taş attığı türden, yani kendileri İslamcı olmamakla birlikte, kıyafetleri nedeniyle üniversitelere gidemeyen kızların haklarını savunan aydınların sayısı çok çok azaldı. Tıpkı yakın zamana kadar Kürt sorununa özgürlükçü bir perspektiften bakan çok sayıda aydının milliyetçi, hatta ulusalcı pozisyonlara kayması gibi. İşin ilginci İslamcılar da, AKP hükümetini zora sokmamak için türban sorununu kaşımamaya özen gösteriyorlar.
Özgürlükçü laiklik
Temel hak ve özgürlükler, bir kesimin bir diğerine lütfu değildir. Kimse kalkıp da bir başkası için “o, bu hak ve özgürlükleri haketmiyor” deme imtiyazına sahip olamaz. Örneğin İslamcıların demokrasi, temel hak ve özgürlükler konusunda çifte standartlı olmalarını, sık sık başkalarının hak ve özgürlüklerini ihlal ediyor olmalarını onların haklarını sınırlama bahanesi olarak kullanamazsınız.
Kaldı ki benim gibi bir avuç insan “türban”ı değil “türbanlıların hakları”nı savunuyor. İslamcıları çok sevdiğimiz, onlara yaranmak istediğimiz için değil, tam tersine onlara rağmen yasağa karşı çıkıyoruz. Nitekim “özgürlükçü laiklik” söylemimiz sadece muhafazakâr laiklerde değil İslami kesimde de rahatsızlık yaratıyor. İslamcılar türban sorununun her kesimi tatmin edecek ve kalıcı bir şekilde çözülmesini hiç istemiyorlar, çünkü yasağın kalkmasının laikliği güçlendireceğinin farkındalar. Dindarların laiklik ve laikler hakkındaki şüphe ve önyargılarını kırdığımız için de bizden hoşlanmıyorlar.
İslamcı kadınlar yenildi
Altı yıl önce şöyle yazmıştım: 1) İslami harekete en büyük damgayı kadınlar bastı. 2) İslami harekette en büyük çileyi kadınlar çekti. 3) İslami hareket, bir erkek hareketidir.
Dindar kadınların, sadece devletle kavgalarına bakıp İslami hareketteki erkek egemen iktidarla sorunlarını ıskalamak Türkiye’ye çok şey kaybettirdi. Bugün ortada bir “İslamcı bir zafer” olsa bile bu türbanlılarınki değil. Çünkü onlar da yenildi.
Yenildiler çünkü “laik sisteme” karşı mücadele ederken, yine kendilerini ezen İslamcı erkeklere ses çıkarmadılar, hatta onlara, iktidarlarını daha da pekiştirmelerinde yardımcı oldular. Yenildiler, çünkü İslamcılıklarını kadınlıklarının önüne geçirdiler.
Sağırlar diyaloğu
1990’da, ilk kitabım Ayet ve Slogan’ın girişine, şair İsmet Özel’den “İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır” dizelerini almıştım. Ülkemizdeki sağırlar diyaloğu aynen, hatta daha şiddetli bir şekilde sürüyor. Bunun birinci dereceden sorumluları, işlerini güçlerini bırakıp kendi saflarında “hain” avına çıkan laikler ve İslamcılardır.
Diyelim ki laik ve İslamcı “hain”ler pes etti. Her iki kanadın aydınları da tornadan çıkmış gibi aynı şeyleri söyler, aynı tepkileri gösterir oldular; Türkiye’nin sorunları daha kolay mı çözülecek?
Diyelim ki biz “tatlısu aydınları”yız. Türkiye’yi “tuzlusu aydınları”na terk etmemiz mi gerekiyor?
Diyelim ki Türkiye iki denizle çevrili. Bunları bir şekilde birbirine bağlayan dereler, ırmaklar olmazsa o denizlerde yüzmenin tadı tuzu kalır mı?
Neden türban yasağına karşıyım?
Mustafa Mutlu, dünkü Vatan’da, meslektaşım ve dostum Gülden Aydın’ın kızının başına gelenlerden ve bir TV kanalının sabah programında muhafazakâr iddialı iki şarkıcının sözlerinden hareketle “türbanı savunan tatlısu aydınları”na bazı sorular yöneltti.
Haberin Devamı

