Türkiye'de Kürt kökenli vatandaşların birtakım sorunları ve beklentileri olduğu ortada. Kimileri olayın ekonomik boyutunun daha belirleyici olduğunu ileri sürerek "Güneydoğu sorunu"ndan bahsederken başkaları siyasi ve kültürel talepleri öne çıkararak "Kürt sorunu" demeyi tercih ediyor. Tabii ki yaşananlara sadece terörle mücadele perspektifinde bakanlar da var. Şahsen gazeteciliğe başladığını 1985'den beri söz konusu olanın "Kürt sorunu" olduğunu düşünüyorum.
Yine de VATAN'da bu yazı dizisini yapmayı kararlaştırdığımız andan itibaren isim bulmakta epey zorlandık. Açık söylemek gerekirse bu sorunumuzun çözümünde, yıllarını PKK ile mücadeleye hasretmiş iki güvenlik görevlisinin katkısı büyük oldu. Derdimizi açtığımız bu kişiler, söz konusu olanın "Tabii ki Kürt sorunu" olduğunu, başka türlü bu kadar insanı bu kadar uzun süre seferber etmenin mümkün olmadığını söylediler.
Kuzey Irak'taki gelişmeler ve bunların Türkiye'de yol açtığı tartışmalarsa işimizi daha da kolaylaştırdı. Ortada çok çelişkili bir durum vardı. En fazla Kürt nüfusuna sahip ülke olan Türkiye kendi topraklarındaki sorunu geçiştirip komşusundaki Kürtler'in geleceğine doğrudan ya da dolaylı olarak müdahil olmak istiyordu. Yazı dizimizin Türkiye'nin kendi Kürt sorununu özgürce tartışma ve bunu çözmeye yönelik fikirler geliştirme, adımlar atma konusunda bir katkı sağlamasını umuyoruz.
Katkılarınızı bekliyoruz
Bu nedenle "Türkiye'nin Kürt sorunu" adını verdiğimiz dizimizin çalışmalarına Ekim ayının sonlarında başlamıştık. Fakat Kasım ayında İstanbul'da yaşanan terörist saldırılar planlarımızda aksamaya yol açtı. Bugüne kadar toplam 42 kişiyle görüştük. Bunların büyük çoğunluğunu Kürt kökenli aydınlar, politikacılar, belediye başkanları oluşturuyor. Ayrıca bu sorunun değişik boyutları üzerinde çalışan uzmanların ve farklı siyasi partilerin görüşlerini de aldık. Dizi boyunca yeni görüşmeler yapmayı da düşünüyoruz. Ama en önemlisi siz okurlarımızın katkılarını bekliyoruz.
Okuyucularımızın gerek Kürt sorunu hakkındaki görüşlerini, gerekse yazı dizimiz hakkındaki eleştirilerini dördüncü günden itibaren yayınlayacağız. E-mail ve fakslarınızda açık kimliğinizin ve bulunduğunuz il ya da ilçenin belirtilmiş olması gerekiyor.
Cevabını arayacağımız sorular
Dizi boyunca birçok sorunun cevabını bizzat muhataplarına veya konunun uzmanlarına sorarak arayacağız. Soruların bir bölümü AB uyum paketleriyle birlikte yaşanan gelişmelerle ilgili. Bu nedenle hemen herkese "Paketler Kürt sorununun çözümü için yeterli mi" ve "Uygulamada neden tıkanıklar yaşanıyor, bunlar nasıl aşılabilir" diye sorduk.
Her ne kadar Türkiye'nin Kürt sorununu tartışsak da Kuzey Irak'taki gelişmeler dizimizde önemli bir yer tutuyor. Bugünden itibaren Kuzey Irak'ın Kürtler için yeni cazibe merkezi olup olmadığının, buradaki gelişmelerin Türkiye'yi nasıl etkileyeceğinin cevaplarını arıyoruz.
Buna bağlı olarak, Kuzey Irak'taki binlerce PKK'lının (yeni adıyla Kongra-gel üyesinin) geleceğini de tartışıyoruz. Dolayısıyla "PKK ABD ile anlaştı mı?", "Terör sahiden bitti mi", "PKK neden sürekli isim değiştiriyor", "Eve Dönüş Yasası neden yürümedi?" sorularını muhataplarımıza sorduk.
PKK'yı tartışırken Abdullah Öcalan olgusuna el atmak da kaçınılmazdı. Öcalan'ın devlet tarafından ne derece kontrol edildiği, hâlâ örgütü yönetip yönetmediği, dışardakilere hangi talimatları gönderdiği ve bunların hayata geçip geçmediğini de masaya yatıracağız.
Kamuoyu yoklamalarına göre AKP'den sonra en fazla belediye başkanlığını kazanması beklenen DEHAP'ın yerel seçimlere nasıl hazırlandığını yöneticileri ve aday adayları anlatacak. AKP'nin soruna nasıl baktığını yetkili ağızlardan okuyacaksınız. Bu arada Hizbullah'ın Güneydoğu'da hâlâ etkili olup olmadığı, ne tür arayışlar içinde olduğunu da ele alacağız.
Neden böyle bir dizi?
Türkiye'de Kürt kökenli vatandaşların birtakım sorunları ve beklentileri olduğu ortada. Kimileri olayın ekonomik boyutunun daha belirleyici olduğunu ileri sürerek "Güneydoğu sorunu"ndan bahsederken başkaları siyasi ve kültürel talepleri öne çıkararak "Kürt sorunu" demeyi tercih ediyor
Haberin Devamı

