Laiklik nasıl korunamaz?

Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere AKP'lilerin çoğunun İslamcılığı bırakmak zorunda kaldıklarını düşünüyorum. Değişmediklerine dair son günlerde getirilmeye çalışılan kanıtları da inandırıcı bulmuyorum

Haberin Devamı

Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere AKP'lilerin çoğunun İslamcılığı bırakmak zorunda kaldıklarını düşünüyorum. Değişmediklerine dair son günlerde getirilmeye çalışılan kanıtları da inandırıcı bulmuyorum. Yaşanan eninde sonunda bir iktidar savaşı ve kaybetmekte olduklarını görenler AKP'yi, zayıf karnı olduğunu düşündükleri "laiklik" ile vurmaya çalışıyorlar.

Yani dün Refah Partisi'ne karşı ne yapıldıysa bugün AKP'ye karşı aynısı yapılmaya çalışılıyor. Dün RP'nin yükselişini irtica kampanyalarıyla, gerilim tırmandırarak durdurmak nasıl mümkün olmadıysa yarın da aynısı olacak.

Çünkü sanıldığının aksine laiklik, RP, AKP gibi partilerin "en zayıf" değil belki de "en kuvvetli" noktası. Çünkü Türkiye genel olarak muhafazakâr bir ülke ve RP-AKP gibi partilere laiklik temelinde yöneltilen saldırılar kolaylıkla "islam'a karşı" gibi algılanıyor ve hemen "Müslüman dayanışması" devreye giriyor.

Kuşkusuz ordu sürece dolaylı ya da doğrudan bir şekilde müdahale ederse durum değişebilir. Ama bir süre sonra çarklar kaldığı yerden daha hızlı bir şekilde işlemeye devam edecektir. 28 Şubat sürecinin doğrudan ürünü olan AKP, RP'yi kat kat geçti. Varsayalım ki AKP de "19 Mayıs süreci" sonunda tasfiye edilecek olsun. Onun küllerinden doğacak olan yeni bir parti, çok daha güçlü bir şekilde Türkiye'nin kaderine hükmedebilecektir.

Ecevit'in büyüklüğü
Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, rektörler, medyanın büyük kısmı tarafından alabildiğine övülen cenaze töreninin laikliğin korunmasına katkıda bulunabileceğini hiç sanmıyorum.

Laiklik, ona şüpheyle yaklaşanlara "biz sizden daha güçlüyüz" mesajları vererek korunamaz. Önemli olan şüpheyle bakanların da laiklik saflarına çekilebilmesidir. Peki nasıl? Örneğin Hizbullah'la, dinin aşın siyasallaştırılmasının kolaylıkla vahşete kapı aralayabileceğini görmüştük. Hizbullahçılar'ın işkenceyle katlettiklerinin çoğu dindar kişilerdi. Hizbullah bize laikliğin yalnız dinle ilişkisi gevşek olanlar için değil, dindarlar için de bir teminat olduğunu kanıtlamıştı. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ise, tam da bu noktadan hareketle, dindarları laikliğe daha sıkı sarılmaya davet etmişti.

Bir süre sonra El Kaideciler 15-20 Kasım 2003 tarihlerinde İstanbul'da çok sayıda masum sivili-ki kuşkusuz içlerinde önemli bir bölümü oruçluydu-katlettiler. Ama Türkiye, El Kaideci teröristlere karşı dindarları laik cumhuriyete daha fazla sahip çıkmaya çağıracak bir Ecevit'ten mahrumdu. İktidar ve muhalefet teröre ad bulma kavgasına tutuştular. Aydınlar da bu felaketin faturasını nasıl sadece Batı'ya kesebileceklerinin derdine düştüler.

Türbanı çözme zamanı
AKP hükümeti Alparslan Arslan'ın İslamcı olmadığı, sadece kendilerini hedef aldığı, hatta CHP'nin de bir şekilde bu komplonun içinde bulunduğunda ısrarlı. Laiklik yanlıları ise Danıştay'ın, türban karan nedeniyle hedef alındığını savunuyor ve saldırganların birtakım dini motifleri kullanmasını da kanıt olarak gösteriyorlar.

Arslan bildik "İslamcı terörist" tipolojisine uymuyor ama pekala radikal bir İslamcı da Danıştay'ı basabilirdi. Dolayısıyla onun, devleti ve toplumuyla tüm Türkiye'yi hedef alındığını kabul etmek ve İspanya ya da İngiltere'deki gibi teröre karşı topyekun bir duruşu nasıl gerçekleştirebileceğimiz üzerine kafa yormak gerekiyor.

Örneğin AKP "laik cumhuriyet"e tartışmasız bir şekilde sahip çıksa, laik kesimler de artık türban sorununu çözme zamanının gelmiş olduğunu kabul etseler fena mı olur?

DİĞER YENİ YAZILAR