Krizde en çok AKP kaybeder

Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle bir krizin içine yuvarlanırsa bundan kimse kazançlı çıkmaz. Ama en çok AKP ve dolayısıyla Erdoğan kaybeder

Haberin Devamı

Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle bir krizin içine yuvarlanırsa bundan kimse kazançlı çıkmaz. Ama en çok AKP ve dolayısıyla Erdoğan kaybeder.

Çünkü bazılarının iddia ettiği gibi, AKP rejimle kavga etse ve varsayalım ki bazı demokratik haklarına ordu tarafından el konulsa, halkın “mağdurla dayanışma” refleksiyle bu partiye daha fazla sahip çıkacağı şüphelidir. Örneğin 1999 seçimleri öncesi FP lideri Recai Kutan’ın çok sayıda mitingini izledim. Bütün konuşmalarda RP’nin kapatılması, Erbakan ve Erdoğan’ın mağduriyetleri ana temalardı. Sonuçta FP’nin oyları azaldı ve “ürkekçe değil erkekçe” diyen MHP patlama yaptı.

Erdoğan’ın RP içinde yenilikçi kanadın lideri olarak çıkış yapabilmesinin nedeni, Erbakan’ın aksine, gerekirse rejimle uzlaşabilir, (tabii tabanının gururunu koruyarak!) beyaz sayfa açabilir, cihat yorgunu dindar kalabalıkları, adlarını döneğe çıkarmadan iktidara taşıyabilir bir siyasetçi profili çizmesiydi. Yaklaşık beş yıldır iktidarın nimetlerinden doya doya istifade eden eski Milli Görüşçülerin bir inat uğruna bunlardan fedakarlık edeceklerini ve yeniden cihat yoluna düşeceklerini düşünmek saflık olacaktır.

Kaldı ki AKP’nin arkasındaki esas güç Milli Görüş’le hiçbir zaman organik bir bağı olmamış milyonlarca seçmendir. Erdoğan, bu kesimlerin kayıtsız şartsız kendisinin ardından geleceğini herhalde düşünmüyordur.

Bundan sonra olabileceklere ışık tutması için İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan’ın, hapis cezasının onaylanmasının ardından ne yaptığına bakmak yararlı olabilir.

Erdoğan Yargıtay kararı çıktığı gün, Üsküdar’da belediyenin İsfalt şirketinin tesislerinde çok sayıda danışmanı ve arkadaşıyla geç saatlere kadar “beyin fırtınası” yaptı. Ezici çoğunluk, Erdoğan’ı, 28 Şubat sürecine karşı “sivil itaatsizliğin lideri”, “Türkiye’nin Mandelası” olmaya davet etti. Yangına körükle gitme yerine uzlaşmaya çalışmasını öneren bir-iki cılız ses “derin devletçi” olmakla itham edildi.

Ertesi gün Erdoğan’ın Saraçhane’deki Büyükşehir Belediye Sarayı’nda bir basın toplantısı dışardaki kalabalığa da hoparlör aracılığıyla dinlettirildi. Erdoğan toplantıdan sonra trafiğin kesilmesine neden olan kalabalığı balkondan selamlayarak sevgilerini kendisinden eksik etmemelerini söyledi. Erdoğan’a destek veren yaklaşık 5 bin kişi, “Vur de vuralım, öl de ölelim”, “Yarasa Mesut”, “Ankara Ankara duy sesimizi, bu sesler Tayyip’in ayak sesleri” sloganı attı.

Ancak Erdoğan’ın Mandelalığı, Mehmet Ağar’ın oğlu Tolga’nın nikâhını kıymasına kadar sürdü. Halbuki Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bile, günü kendi programına göre ayarlanmış olmasına rağmen, Ağar’ın Susurluk’la özdeşleşmesi nedeniyle son anda nikaha gelmekten vazgeçmişti. Zaten Erdoğan da kısa bir süre sonra, sessiz bir şekilde, cezasını çekmek için Pınarhisar Cezaevi’nin yolunu tutacaktı.

Dört ay sonra Erdoğan, cezaevinin arka kapısından, üstelik geceyarısı tahliye edildi. Bunu “Savcı Bey, ‘Arka kapıdan çıkmanız gerekiyor’ dedi. Benim de kalmaya artık niyetim yoktu. ‘Madem öyle diyorsunuz arka kapıdan çıkalım’ dedik” diye anlattı.

Erdoğan, “Niçin gece vakti çıktınız?” sorusunu da, “O bizim takdirimizde değil, tamamen onlara ait. Biz onların takdirine aynen uyduk” şeklinde cevapladı. Bakalım bu sefer kim kimin takdirine uyacak.

DİĞER YENİ YAZILAR