Kırılma değil sınama noktası

Birileri son ana kadar, YÖK Yasası'nda meslek liseleri lehine değişikliklerin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in başının altından çıktığına, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın olaya el koyup muhtemel bir krizi önleyeceğine inandı ve kamuoyunu da buna inandırmaya çalıştı

Haberin Devamı

Birileri son ana kadar, YÖK Yasası'nda meslek liseleri lehine değişikliklerin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in başının altından çıktığına, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın olaya el koyup muhtemel bir krizi önleyeceğine inandı ve kamuoyunu da buna inandırmaya çalıştı. İngilizce'de buna "vvishfull thinking" (temenniye dayalı görüş) diyorlar; yani gördüğünü değil görmek istediğini söyleme.

Erdoğan ise dünkü çok açık ve net, o ölçüde de sert konuşmasında "aman kriz çıkmasın" temennicilerinin heveslerini kursaklarında bıraktı. Bunda şaşılacak bir şey de yok. Çünkü eğer AKP içinde birileri İmam Hatip Liseleri sorununa bir dava gibi bakıyorsa, İHL mezunu ve Milli Görüş geçmişli Erdoğan bunların başlarında yer alır; düz lise çıkışlı ve Nurcu gelenekten gelme Çelik de epey geri sıralarda kalır. Nitekim Erdoğan bağlayıcı vaadlerde bulunurken Çelik daha çok YÖK'le ilgili diğer konulara yoğunlaşmıştı.

Prof. Nilüfer Göle "AKP dönüşürken dönüştürüyor" demişti. Birileri AKP'lileri sürekli ve sınırsız bir dönüşüme davet ediyor, ama hükümetin ülkeyi ancak belli sınırlar içerisinde dönüştürebileceğini savunuyor. Bu sınırları da "laiklik" ilkesiyle çizme iddiasındalar. Aksi takdirde ülkenin gerksiz krizlere sürükleneceğini, bundan ekonominin ve AB sürecinin olumsuz etkileneceğini söylüyorlar.

Ama unuttukları veya görmek istemedikleri çok önemli bir husus var: AKP'liler, daha önceki hükümetler gibi, bütün adımlarını "aman kriz çıkmasın" perspektifine oturtma derdinde değil. Türkiye'nin önde gelen güç odaklanyla alabildiğine uyum içinde olmak birçok kritik konuda işlerine yaradı. Kıbns'ta, demokratikleşmede birçok adımı bu sayede atabildiler, ama sürekli olarak "mutlu bir aile fotoğrafı" vermenin kendilerini zedeleyebileceğini de düşünüyorlar.

Burada üç kaygı öne çıkıyor:

1) Sistemin geleneksel güç odaklarının dümen suyunda olmak ya da böyle gözükmek...

2) Büyük medya tarafından yoğrulup şekillendiriliyormuş görüntüsü vermek...

3) Hükümet olup iktidar olamamak...

Ne olur?
YÖK Başkanı Prof. Erdoğan Teziç ile Üniversiteler Arası Kurul (ÜAK) Başkanı Prof. Ayhan Alkış'ın hükümet kadar birbirlerini de eleştirmesi, AKP'nin rakip saflarda derin yarıklar açmış olduğunu gösterdi. Bu, Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasında yaşanan çekişmeyi hatırlatıyor ve hükümetin, defansif değil ofansif bir pozisyonda olduğunu gözler önüne seriyor.

Artık "Hükümet geri adım atar mı?" sorusu yerini "Cumhurbaşkanı veto ederse AKP değişiklikte ısrarcı olur mu?" ya bıraktı. İlk soruya cevabım, hayırdı; haklı çıktım. Olağanüstü gelişmeler olmazsa, hükümetin veto durumunda yasayı aynen yollayacağını düşünüyorum. Bundan bir krizin çıkacağı kesin, zaten çoktan çıkmış durumda. Ama İHL tartışmasının bir kırılma noktası değil olsa olsa bir sınama noktası olduğu akılda tutulmalı.

DİĞER YENİ YAZILAR