PKK yaklaşık 30 yıllık tarihinde nerdeyse hep aynı isimler tarafından yönetiliyor: Abdullah Öcalan, Cemil Bayık, Murat Karayılan, Rıza Altun, Duran Kalkan, Murat Karasu...
Halbuki aynı zaman dilimi içinde Türkiye’de çok sayıda seçim yapıldı; bir açık, bir de post-modern darbe yaşandı. Altı kere cumhurbaşkanı ve defalarca başbakan değişti. İçişleri, Dışişleri, Adalet bakanlıkları, kuvvet komutanlıkları, genelkurmay başkanlığı sürekli el değiştirdi.
PKK’nın 30 yılına baktığımızdaysa, örgüt yönetimiyle ilgili şu dört olgu dikkat çekiyor:
1) PKK’nın birçok önemli ismi 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadarki süreçte öldürüldü veya yakalandı. Ancak örgütün silahlı eylemlerine başladığı 1984 Ağustos ayından itibaren Şemdin Sakık ve Abdullah Öcalan dışında lider kadrosundan pek kimse yakalanmadı. Kaldı ki Öcalan’ı da Amerikalılar yakalayıp Türkiye’ye teslim ettiler.
2) Güvenlik güçleriyle çatışmalarda veya düzenlenen sınır ötesi harekâtlarda bilinen PKK yöneticilerinden ölen pek olmadı.
3) PKK yönetim mekanizmalarında, genellikle iç çekişmeler ve Öcalan’ın kişisel saplantılarına bağlı olarak değişiklikler yaşandı. Çok sayıda örgüt yöneticisi, değişik ve çoğunlukla da asılsız gerekçelerle kendi arkadaşları tarafından infaz edildi.
4) Bütün bu süreçte örgütten ayrılan ve canlarını kurtarabilen üst düzey isimler de oldu, fakat bunların hiçbiri PKK’ya alternatif olamadı. En son Osman Öcalan, Nizamettin Taş, Kani Yılmaz ve Hıdır Yalçın gibi isimlerin 2004 yılında kurduğu PWD de kısa sürede etkisiz hale geldi.
Süreklilik ve değişim
İnternetteki Kürt milliyetçisi bir sitede PKK’ya övgü amacıyla kaleme alınmış bir yazıda, 1994 Ocak ayında TSK’nın bir PKK kampını bombalamasının ardından, dönemin Başbakanı Tansu Çiller ile Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın’ın yapmış olduğu açıklamaları hatırlatılıp mealen şöyle devam ediliyor: Bugün ne Çiller, ne de Karayalçın’ın esamesi bile okunmuyor. Ama dünya hâlâ Cemil Bayık’tan, Murat Karayılan’dan, Rıza Altun’dan söz ediyor.
İlk bakışta doğru gibi görünüyor. Kuşkusuz PKK’daki deneyim, birikim ve sürekliliğin getirdiği bir dizi avantaj mevcut. Ama konuyu biraz daha irdelediğimizde sürekli bir değişim yaşayan tarafın (Türk devleti) değişime direnen tarafa (PKK) üstün gelme şansının daha fazla olduğu anlaşılıyor.
Cemil Bayık örneğini ele alalım: 56 yaşında olan Bayık, 24 yaşında Öcalan’la birlikte PKK’nın tohumlarını attı. Örgütte hep üst düzey görevler alan Bayık’ın en az 25 yılı Suriye, Lübnan, İran ve Irak’ta geçti ve geçiyor. Kent merkezlerinde, bulunduğu otoriter ya da totaliter sistemlerle yönetilen ülkenin istihbarat servislerinin izin ve denetiminde, dağlardaysa her an tetikte, diken üzerinde geçen bir hayat. Sonuçta Bayık gibi birinin Türkiye ve dünyada yaşanan olağanüstü değişim ve dönüşümleri görüp anlayabilmesi; bunlara uygun politikalar geliştirebilmesi ne derece mümkün olabilir?
Paketin anlamı
36 yaşındaki itirafçı kadın doktor S.S. polis ifadesinde PKK’yı yıllardır yöneten ekibi “yaşlı ve oligarşik bir grup” olarak tanımlamış ve şöyle devam etmişti: “Bu kesimin, PKK içinde yaşama dışında hiçbir seçeneği yoktur. Türkiye içinde yapılacak hiçbir siyasi açılım, çözüm bu grubu ilgilendirmemektedir. Hatta Türkiye’de gelişen demokratik ortamı baltalamak bu grubun en önemli hedefleri arasındadır. Örgütün ortaya koyduğu temel siyasi hedefler kabul edilip örgütün legal bir duruma gelmesini dahi kabul etmezler. Ancak ve ancak Türkiye Cumhuriyeti devletinin Kürdistan adında bir devlet kurması ve başına da kendilerini getirmesiyle tatmin olabilirler.”
Gerçekten de PKK yöneticileri bu otuz yılda kendilerine ayrıcalıklı bir hayat kurdular, bundan asla vazgeçmek istemiyorlar, zaten başka bir tür hayata uyum sağlamaları da pek mümkün görünmüyor. Ancak Türkiye’nin PKK sorununun çözümü için bunların bir şekilde “emekliye ayrılmaları” da şart.
Dolayısıyla yıllardır beklenen, ama bir türlü gerçekleşmeyen, Karayılan, Bayık gibi bazı yöneticilerin yakalanıp teslim edilmesi, bazılarının ileri sürdüğü gibi “göstermelik” olmaz; PKK’yı bitirmese bile bunun yolunu açabilir. En azından PKK’nın dünya gerçeklerine daha vakıf kişilerce yönetilmesine vesile olabilir.
Karayılan ve Bayık’ın artık emekliliği şart!
Haberin Devamı

