İrtica tartışmalarının ilacı demokrasi

Benim gözümde Türkiye’nin yaşayan en önemli gazetecisi Hasan Cemal’dir. O Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan önce, meslekte kendisinden çok şey öğrenen benim kuşağımın gazetecilerinin “Hasan Abi”sidir

Haberin Devamı

Benim gözümde Türkiye’nin yaşayan en önemli gazetecisi Hasan Cemal’dir. O Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan önce, meslekte kendisinden çok şey öğrenen benim kuşağımın gazetecilerinin “Hasan Abi”sidir.

Hasan Cemal özellikle son birkaç yıldır kaleme aldığı demokrasi, düşünce özgürlüğü, hukuk devleti ve sivilleşme konusundaki çok isabetli, cesur yazılarıyla “gerçek bir demokrat aydın” olarak ayrıca sivriliyor.

Cemal’le 1 Mart tezkeresi öncesi ters düşmüştük. Erdoğan ile geldiği Washington’da yine tartıştık. Konu bu sefer irtica idi. Cemal, Erdoğan’ın ABD yolunda uçakta irtica hakkındaki çıkışlarını çok önemsiyordu. Bense bunların yeterli olmadığını, 28 Şubat sürecinde Necmettin Erbakan başta olmak üzere RP’lilerin sözlerini çağrıştırdığını, bu sürecin de benzer bir şekilde ilerlemesinden kaygılandığımı söyledim. Derdimi anlatamadım. O beni “aşırı”, bense onu “fazla iyimser” buldum; konu kapandı.

Önceki gün ABD Ankara Büyükelçisi Ross Wilson’ın Washington’daki basın brifinginde de benzer bir durum yaşandı. Wilson sözleriyle kimilerini kızdırmış olabilir, ama bana göre daha açık, doğrudan ve etkili sözler sarf edebilirdi. Öte yandan, Salı akşam üstü internet sitelerinde yer alan, bazı gazetelerin dünkü nüshalarına da taşan “kuru gürültü” gibi sözler bir “çeviri zorlama”sından ibaret. Wilson çok daha temkinli ve ölçülü konuştu.

Gerilimden nasıl kaçılır?
İngiltere dönüşü Erdoğan başta olmak üzere AKP kurmayları, uçaktaki gazetecilere “gerilim yaratmak istemediklerini” anlatmışlar. Örneğin Cemal AKP’nin bundan sonraki stratejisini altı maddede özetlemiş. Hasan Abi ve AKP’liler kusura bakmasınlar ama, eğer TSK’nın yeni komuta kademesi ilk bir aydaki yaklaşımlarını sürdürürlerse bu strateji sonuç alıcı olamaz.

Örneğin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in Genelkurmay Başkanı’na gönderilmesi ne işe yarar? Veya komutanlar şikâyetlerini dile getirmeyi hükümetle yüzyüze görüşmelerle sınırlarlar mı?

Bir de yıllardır süren, irticanın ne olduğu, bunun somut bir tarifini yapma meselesi var. Halbuki Türkiye, herkesin ortak bir irtica tarifinde birleşememesinden değil, birinin irtica diye tanımladıklarına diğerinin sahip çıkmasından ıstırap çekiyor.

AKP’nin seçenekleri
Peki ne yapılabilir? İlk bakışta hükümetin önünde dört seçenek var gözüküyor:

1) TSK’nın istediği düzenlemeleri yapmak;

2) Aslında pek bir sorun yokmuş gibi yapıp devekuşu politikası izlemek;

3) İnişli çıkışlı, uzun vadeli ve etkisiz bir “irtica ile mücadele stratejisi” geliştirmek;

4) İrtica diye suçlanan kesimleri sahiplenip açık bir çatışmayı göze almak.

Ama irtica tartışalım derken çok önemli hususları göz ardı edebiliyoruz. Örneğin Org. Büyükanıt konuşmasında TESEV’in “Almanak Türkiye: Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim” başlıklı raporunu çok sert biçimde eleştirdi.

İyi de bu raporun irtica ile ne ilgisi var? Yoksa TESEV bir irtica odağı mı? Bu raporun koordinatörü Prof. Ümit Cizre, TSK bölümünü kaleme alan gazeteci Lale Sarıibrahimoğlu, raporun sunumunda bir konuşma yapan AB Ankara Büyükelçisi Hans-Jörg Kretschmer mi Türkiye’deki irticaın baş sorumluları?

İrticanın ve irtica tartışmalarının ilacı, özgürlükleri kısıtlamak değil, genişletmektir. Dolayısıyla hükümetin önünde beşinci bir seçenek daha var: Dinle ilişkileri ne olursa olsun, Türkiye’nin demokratikleşmesini, sivilleşmesini, şeffaflaşmasını isteyen toplumun tüm kesimleriyle birlikte AB’ye tam üyelik sürecine hız vermek.

DİĞER YENİ YAZILAR