İran seçimin sonucu dengeleri nasıl değiştirecek?

İran bir kez daha tüm dünyayı yanılttı. Batı medyası birinci tur öncesi reformcuların, ikinci tur öncesi de Haşimi Rafsancani'nin zaferini ilan etmişti

Haberin Devamı

İran bir kez daha tüm dünyayı yanılttı. Batı medyası birinci tur öncesi reformcuların, ikinci tur öncesi de Haşimi Rafsancani'nin zaferini ilan etmişti. Mahmud Ahmedinecad'ın açık arayla cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine sadece Batılılar değil, İran'da olup bitenleri Batı aracılığıyla takip etmek isteyen başta da biz Türkler olmak üzere Müslüman ülkeler de şaşırıp kaldı. İran, Ortadoğu'da demokrasiye en yakın ve onu en çok hak eden ülkedir. Dolayısıyla demokrasi kavramıyla açık bir sorunu olan, temel hak ve özgürlükler, kadın hakları gibi konularda olumsuz tavırlara sahip Ahmedinecad'ın seçilmesi İran için hiç de iyi olmadı.

Ama 1999-2001 yılları arasında İran'a dört kez gitmiş ve bu ülkeyi yakından izlemeye çalışan bir gazeteci olarak Rafsancani'nin üçüncü kez seçilmemesine sevindiğimi saklayacak değilim. "İran'ın Süleyman Demireli" olarak adlandırabileceğimiz Rafsancani "dışa açılıyoruz" yutturmacalarıyla halkından tam sekiz yıl çalmıştı. Onun döneminde İran gizli servisleri veya onların taşeronları içeride ve dışarıda bir dizi siyasi suikast düzenledi. Rafsancani'nin bu olaylarla ilişkisi öteden beri reformcular tarafından dile getiriliyor. Dolayısıyla Rafsancani'nin ne "ılımlı muhafazakâr" olarak tanımlanması, ne de ikinci turda reformcuların onu destekleyeceği öngörüsü doğru değildi.

Hameney'in rolü
O kadar yatırıma rağmen İslam dünyasını anlayamadıkları apaçık olan Batılılar şimdi de İran'ın yakın ve uzun vadedeki geleceği üzerine atıp tutuyorlar. Eğer İran'ı gerçekten önemsiyorsak bunları elimizin tersiyle itmek en iyisi. Örneğin Ahmedinecad'ın "ultra muhafazakâr" politikalarını fütursuzca hayata geçireceği ve bunun toplumsal çalkantılara, hatta bir iç savaşa yol açacağı yolundaki öngörüler fazla aceleci. Dini lider Ali Hameney, son sekiz yılda tercihlerini genellikle muhafazakârlardan yana yapıp rejimi dengelemişti. Bu sefer de reformcuları kayırması ve Ahmedinecad'ı frenlemesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Yeni dönemde İran'ın daha fazla Batı ve ABD karşıtı olmasını beklemek de çok gerçekçi olmaz. Şu an için en temel dış politika konusu nükleer silahlanma ve bu noktada yeni yönetimin reformculardan "daha milli" nasıl olabilecekleri kuşkulu.

İran halkının ufku
ABD başta olmak üzere Batı, "kendileri için en hayırlı olan" İran'ı hayal edip, her şeyi bu ölçüye vuruyorlar. Halbuki İran'daki rejim, Batı'nın değil kendi halkının isteklerine ayak uyduramadığı için krizde. Yani Ahmedinecad yüzde kaç oy almış olursa olsun, İran'da İslam devrimi tarihe karışmış durumda. Bir daha da dirilmesi imkansız.

İran halkı, İslam cumhuriyetinin ufkunu çoktan aşmış olduğunu 1997 ve 2001 seçimlerinde Muhammed Hatemi'yi oya boğarak kanıtlamıştı. Ama reformcular, devriminin çocuklarıydı ve devleti, acele etmeden, kontrollü bir şekilde demokratikleştirmeyi seçtiler.

Hatemi önderliğindeki reformcuların "iç savaş olmasın" kaygısı muhafazakârlar tarafından alabildiğine istismar edildi. Kendi oylarıyla seçtikleri cumhurbaşkanı ve Meclis'in üst üste yedikleri tokatlara rağmen seslerini çıkarmamasıysa halkın -özellikle gençler ve kadınların - değişiklik umutlarının sönmesine yol açtı.

İran'daki reform sürecinin sekteye uğramasının önde gelen sorumlularından biri Batı, özellikle de bölgeye demokrasi getirmek istediğini ileri süren ABD'dir. Washington yönetimi İran'daki reform hareketine inanmadı, örneğin Hatemi'nin elini rahatlatabilecek en ufak bir adım atmadı.

Aynı Washington'un, Ahmedinecad'ın bazı uygulamalarını bahane edip İran'ın içişlerine doğrudan karışması durumundaysa çok tehlikeli gelişmeler yaşanabilir. Böylesi bir durumda Türkiye'nin ödeyeceği fatura da hayli ağır olacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR