ABD'nin Irak'a saldırmasından önce AKP hükümeti Saddam yönetimini ikna etmek için yoğun çaba göstermişti. Öyle ki Baas rejiminin ikinci adamı Taha Yeisin Ramazan Başbakanlığın ATA uçağıyla gizlice Ankara'ya getirilmiş ve kendisine "savaşı bitirmek sizin elinizde" denmişti. Ama olmadı.
Cumartesi günü gazetelerden, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü arayıp İran konusunda yardım istediğini, Gül'ün de Iran Dışişleri Bakanı Manuşer Mottaki'yle telefonda yaklaşık bir saat görüştüğünü öğrendik. Ne olursa olsun bir savaş ihtimalini engellemeye yönelik her çaba takdire şayandır. Fakat "arabuluculuk"tan çok "aracılık"a soyunduğu anlaşılan AKP hükümeti, eğer bugünün İranı'na dünün Irak'ı muamelesi yapıyorsa yanılıyorlar demektir.
Görüşmeler her an başlayabilir
Çünkü İran nükleer krizi, karşılıklı tehditler ve teliflerle, diplomatik dille, "sopa ve havuçlarla ilginç bir rotada ve Irak krizinden çok farklı bir şekilde seyrediyor. İran'ın Irak, Ahmedinecad'ın da Saddam olmadığı tartışmasız bir şekilde ortaya çıktı. İranlılar bu süreçte diplomasi konusunda çok güçlü bir deneyim ve beceriye sahip olduklarını bir kez daha kanıtladılar. Ortadoğu'da kilit öneme sahip bir "bölgesel güç" olduklarını da teyit ettirdiler.
Düğümü "ABD İran'la doğrudan görüşecek mi?" sorusu çözecek. Tahran, Washington'un, AB başta olmak üzere önemli güç odaklarının da onayını alan çağrısını açık ve kesin bir dille reddetmiş değil. Her an taraflar doğrudan görüşmelere başlayabilirler.
Peki bundan bir şey çıkar mı? Birçok çevre bunu imkansız görüyordu, bazılan da engellemek için ellerinden geleni yaptı, yapmaya devam ediyor. ABD ile İran'ın, nerdeyse otuz yıl sonra masaya oturmaları halinde, çözüm için yan yol katedilmiş olacak. Böylesine bir gelişmenin Ortadoğu, hatta tüm dünyada gerginlik, çatışma, hatta terör üzerine kurulu dengeleri sarsması şaşırtıcı olmayacaktır.
Bitmeyecek rekabet
AKP hükümetinin Hamas'ı apar topar Ankara'ya davet etmesinde İran'dan önce davranma gayreti vardı. Suriye'de Başar Esad rejimine, Washington'un tepkisine rağmen kol kanat gerilirken herhalde İran'ı dengeleme de hedefleniyordu. Bu iki örnek, iki ülkenin arasında, yüzyıllardır savaşmamış olsalar da, çok derin ve ezeli bir rekabet olduğunu gösteriyor. Yani Türkiye zaten Batı'ya (ABD'ye) yakın olduğu için İran'a mesafeli değil; tam tersine İran'a uzak olduğu için Bati'ya daha fazla yaklaşıyor.
Özetle, nükleer krizin çatışmayla sonuçlanmaması kuşkusuz Türkiye'nin de hayrına olacaktır. Yeni bir savaşla Kürtlerin İran'da da belli bir statüye kavuşması Ankara için bir kâbus olur. Ama Ankara'nın, Tahran rejiminin bu süreçten çok fazla güçlenerek çıkmasını istemediğini, hatta ölçülü bir şekilde hırpalanmasını arzu ettiğini düşünebiliriz.
İran krizi çözülürse Türkiye sevinir mi?
ABD'nin Irak'a saldırmasından önce AKP hükümeti Saddam yönetimini ikna etmek için yoğun çaba göstermişti. Öyle ki Baas rejiminin ikinci adamı Taha Yeisin Ramazan Başbakanlığın ATA uçağıyla gizlice Ankara'ya getirilmiş ve kendisine "savaşı bitirmek sizin elinizde" denmişti. Ama olmadı
Haberin Devamı

