İran Irak, Ahmedinecad Saddam değil

Batı, özellikle de Avrupa, İran'ın Irak olmadığını kavramışa benziyor. Bu iyiye işaret, ama İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ın da Saddam Hüseyin olmadığını akıldan çıkartmamak kaydıyla

Haberin Devamı

Batı, özellikle de Avrupa, İran'ın Irak olmadığını kavramışa benziyor. Bu iyiye işaret, ama İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ın da Saddam Hüseyin olmadığını akıldan çıkartmamak kaydıyla. Batı, yöneticileri ve medyası Ahmedinecad'ı "yarı deli", hatta "deli" gibi göstererek İran karşıtı bir kamuoyu yaratmak istiyorlar. Ama bu silah geri tepmeye aday.

Öncelikle Ahmedinecad deli değil cin gibi akıllı olduğunu, Haşimi Rafsancani başta olmak üzere nice adayı geçip sandıktan çıkarak kanıtlamıştı. Kaldı ki o Saddam gibi bir "diktatör" değil, otokratik bir rejimin seçimle işbaşına gelmiş bir yöneticisi. Her ne kadar İran'da bir nevi "başkanlık sistemi" bulunsa da, "Dini Lider" (Ayetullah Hameney) başta olmak üzere "Uzmanlar Meclisi", "Düzenin Yararını Teşhis Heyeti" gibi kişi ve kurumlar cumhurbaşkanının yetki ve iktidarını alabildiğine kısıtlıyorlar.

O bir ayna
Yani Ahmedinecad İran'ın, ilk ve hele son sözünü (özellikle nükleer silahlanma, terör, İsrail gibi hayati konularda) söyleyebilecek kişi değil. Eğer öyle olsaydı, daha önce iki dönem üstüste seçilmiş olan Muhammed Hatemi, uluslararası camianın desteğini de arkasına alarak İran halkının ezici bir çoğunluğunun arzuladığı reformları yapar, dönüşümü gerçekleştirirdi.

Ahmedinecad bir ayna aslında. Ama İran toplumunu değil rejimini yansıtıyor. Dolayısıyla onun seçildikten hemen sonraki çıkışlarının, rejimin önde gelen kişi ve kurumlarının onayını almış, iyi çalışılmış manevralar olduğunu ileri sürebiliriz.

Öte yandan, Washington'un yaptığı gibi, İran'daki rejim-toplum makasının açıklığına fazla bel bağlamak da yanıltıcı olabilir. Zaten ABD'nin İran'daki (aslında İslam dünyasının her bir noktasında aynı şey geçerli) nüanslara tam olarak vakıf olduğu söylenemez. Örneğin o kadar uzman İran üzerinden geçiniyor ama Ahmedinecad'ın seçileceğini kestirebilenlerin sayısı yok denecek kadar azdı.

Sorular ve çağrıştırdıkları
Eğer İran'ı iyi anlamak istiyorsak öncelikle şu soruların cevaplarını bulmak zorundayız:

1) İranlılar molla rejiminden o kadar bıkmış olmalarına rağmen neden adayların en "radikal İslamcı" olanını seçtiler? Yani rejim hâlâ insanların nesine, neresine seslenebiliyor?

2) İran toplumu nükleer soruna nasıl bakıyor?

3) Ahmedinecad'ın Yahudilik ve İsrail üzerinden yaptığı kışkırtmalar toplum tarafından benimseniyor mu?

4) İran'a yönelik askeri bir müdahale toplumda nasıl bir tepki yaratır?

Bütün bu temel soruları hatırlatırken iki hususun altını çizmek istiyorum:

* Tıpkı Türkiye gibi bir imparatorluk bakiyesi olan İran'da milliyetçilik hep güçlüydü, İslamcılığın son yıllardaki çözülüşüyle daha da tırmanıyor. Bu nedenle nükleer tartışmalar İran rejimine çok güçlü bir milli zemin ve destek sunabilir. İran'ın, diyelim ki işgali durumunda, Irak'takinden kat kat güçlü ve etkili bir direnişin doğacağı kesindir.

* Ahmedinecad, İsrail ve Yahudiliğe karşı demeçler vererek İran'ı yeniden İslam dünyasının etkili bir aktörü kılmak istiyor. Hatta bu çıkışların, Batı'daki antisemitik çevrelerin de hoşuna gittiği kesindir.

Batı İran'ı anlamıyor ama Tahran rejimi de Batı'nın kendi içindeki çelişkilerine, ABD'nin Irak'la beraber içine düştüğü derin krize, Afganistan ve Irak'ın istikrarı için kendileriyle iyi geçinmek zorunda oluşuna ve elindeki petrol silahına aşırı güveniyor. Bir an gelebilir ve İran'ın bütün bu kozları masada öylesine kalıverir.

İranlı yöneticiler, ABD'nin hâlâ dünyanın tek süper gücü olduğu gerçeğini göz ardı etmelerinin faturasını çok acı ödeyebilirler.

DİĞER YENİ YAZILAR