İran ile ABD görüşür mü?

Irak'ta yaşananlar Türkiye için ne anlam ifade ediyor? El Kaide ve diğer Sünni direnişçilerin düzenlediği intihar saldırılarını başından beri "meşru" gördük. Kamyon şoförlerinin kaçırılıp çoğunun vahşice katledilmesine de "direniş"in halel görmemesi için fazla ses çıkarmadık...

Haberin Devamı

Irak'ta yaşananlar Türkiye için ne anlam ifade ediyor? El Kaide ve diğer Sünni direnişçilerin düzenlediği intihar saldırılarını başından beri "meşru" gördük. Kamyon şoförlerinin kaçırılıp çoğunun vahşice katledilmesine de "direniş"in halel görmemesi için fazla ses çıkarmadık, iç savaşı kızıştırmayı amaçlayan, özellikle Şiilere yönelik katliamları ise "dış güçlerin provokasyonu" diye geçiştirdik.

Buna karşılık Felluce, Ebu Garib Cezaevi ve Telafer'de yaşananlara sert tepki verdik. Ama ne zamandır işgal güçlerinin Iraklılar'a reva gördüğü zulümler bizde eskisi gibi infial yaratmıyor. Örneğin Amerikan deniz piyadelerinin 19 Kasım 2005 günü Hadise'de, çoğu kadın ve çocuk 24 Sünni Iraklı'nın, hiçbir kışkırtıcı öğe ve bahane bulunmaksızın, bazıları yataklarında uyurken katletmeleri.

ABD'de günlerdir Time dergisinin ortaya çıkardığı bu insanlık suçu konuşuluyor. ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) da katliamı kabul etmesi ve sorumluların askeri mahkemede yargılanması bekleniyor. Ama Türkiye Hadise'den düne kadar habersizdi. Zaten neden haberli ki! Artık Irak, bizim için büyük ölçüde kuzeyinden, yani Kürtlerinden ve buradaki PKK varlığından ibaret.

İran bölgesel bir güç
Peki Irak konusunda yorulduğumuz ve bu nedenle ilgimizin dağıldığı söylenebilir mi? Pek değil, çünkü Türkiye Suriye'nin uluslararası toplulukla Lübnan nedeniyle yaşadığı ve bugünlerde biraz yatışmış görünen krizi de pek önemsememişti. Şimdi de İran'la ilgili olarak, "ABD veya İsrail saldırır mı?", "Yeni bir savaş çıkar mı?"nın ötesine gidemiyoruz.

Halbuki savaş tek seçenek değil. Hatta ABD ile İran'ın doğrudan görüşme ihtimalini ciddiye almak gerekiyor. İran'ın ABD tarafından gözardı edilemeyecek bir bölgesel güç olduğu 11 Eylül 2001 terör saldırılarından sonra iyice belirginleşti.

El Kaide'nin Afganistan'dan çıkarılması ve Taliban rejiminin yıkılması için iki ülke yoğun işbirliği yaptı. İran, Irak Savaşı'nın başlarında da ABD'nin işlerini epey kolaylaştırdı. Nitekim Amerikalılar, Irak'ın istikrarı için İran'la doğrudan temasta bulunmaları gerektiğini de itiraf ediyorlar.

Şimdiyse nükleer konuda iki ülkenin doğrudan teması söz konusu. Tahran esas olarak "güvenlik garantileri" peşinde. ABD'nin Kürtleri, Azerileri, Belucileri ve Arapları kışkırtmayı kesmesini talep ediyorlar. Ardından İsrail'den nükleer bir tehdit gelmeyeceğine emin olmak istiyorlar.

Merak ederek başlayalım
Buna karşılık Washington da Tahran'dan Filistin'de barış sürecini sabote etmemesini, Lübnan'a müdahaleden vazgeçmesini ve El Kaide ve diğer terör örgütleriyle her türlü bağını kesmesini isteyecektir. Yani nükleer silahlardan yola çıkıp iki ülkenin çok daha kapsamlı bir pazarlık içine girmesi şaşırtıcı olmaz.

Peki doğrudan görüşmeler mümkün mü? Gerek Amerikan yönetiminden, gerek yönetime destek veren odaklardan bu ihtimale ateş püskürenlerin sayısı hayli yüksek. Ama Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın "realist" çizgisi Amerikan dış politikasına iyice egemen oluyor. Örneğin Libya ile diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması temel ölçütün "demokrasi" değil "güvenlik" olduğunu iyice kanıtladı. İran'a da "başkalarına sorun çıkarmayın da içerde ne yaparsanız yapın" diyebilirler.

Türkiye Ortadoğu'da sözü dinlenen, etkili bir "bölgesel güç" olmak istiyor. Kimse kendisini kandırmasın, hiçbir devlet, kendi kamuoyunu arkasına almaksızın böyle bir iddiayı hayata geçiremez. "Kürt devleti alerjisi", "İslam kardeşliği", "Amerikan karşıtlığı" gibi motifler ne tek tek, ne de hep birlikte Türkiye'ye geniş bir ufuk açabiliyor.

Yeni bir vizyon için işe, pekala çevremizde olup bitenleri merak ederek başlayabiliriz.

DİĞER YENİ YAZILAR