Önce 12 Şubat Pazar günü Diyarbakır istasyon Meydanı'nda onbinlerce kişi "Peygambere Saygı Mitingi"nde bir araya gelip Hz. Muhammed karikatürlerini protesto etti. Ardından 16 Nisan'da yine Diyarbakır'da, Atatürk Stadı'nda yapılması planlanıp kapasitesi yetersiz olduğu için İstasyon Meydanı'na alınan "Peygamber'e Sevgi" toplantısına yine onbinlerce kişi katıldı.
Mart ayı sonunda yaşanan Diyarbakır olaylarını haklı olarak geniş bir şekilde ele alan medya, bu iki mitinge hak ettiği önemi vermeyerek büyük bir yanlış yapıyor. Çünkü Diyarbakır olayları ne kadar 'Kürt milliyetçiliği'nin gücünü gösterdiyse, bu iki miting de 'Kürt İslamcılığı'nın bölgede hâlâ ciddi bir siyasal, kültürel ve sosyal bir olgu olduğunu gözler önüne serdi. Diyarbakır olaylarının ardında PKK olduğu söyleniyor, herhalde doğrudur. Mitinglerin ardında doğrudan ya da dolaylı bir şekilde Hizbullah'ın olduğunu ileri sürmek hiç de yanıltıcı olmayacaktır. Diğer bir deyişle Güneydoğu'da devlet ile PKK'nın başını çektiği 'Kürt hareketi' baş başa kalmış değil. Bir ucunda İslamcıların (esas olarak Hizbullah'ın) yer aldığı bir üçgen söz konusu.
Dört hayati soru
Dolayısıyla Türkiye'nin Kürt sorununun geleceğini kestirebilmek için şu sorular üzerine kafa yormak şart:
1) Hizbullah nasıl oldu da varlığını sürdürdü ve siyaset sahnesine dönüş yapıyor?
2) Hizbullah PKK'ya nasıl bakıyor?
3) PKK Hizbullah'a nasıl bakıyor?
4) En önemlisi, PKK'ya bakışını iyi kötü bildiğimiz devlet Hizbullah'a nasıl bakıyor? Yani PKK'nın önünü kesmek için Hizbullah'ı el altından veya açıkça kollayıp teşvik edebilir mi?
Yıllardır Hizbullah'ın "vahşi bir terör örgütü" veya devletin basit bir piyonu ve taşeronu olmaya indirgenemeyeceğini, belli bir kitle desteği, belli bir sosyal, kültürel ve siyasal karşılığı olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Bu nedenle yediği bütün polisiye darbelere, Türk-Kürt, laik-İslamcı ayırmaksızın genel kamuoyu tarafından lanetlenmiş olmasına rağmen Hizbullah'ın dönüş yapması şaşırtıcı değil.
Kimilerine, cumhuriyet tarihinin "en illegal örgütü" olarak tanımlanan Hizbullah'ın bu şekilde "light" bir dönüş yapması şaşırtıcı gelebilir. Ama son beş yıldır İsa Altsoy tarafından yönetilen örgütün dergiler çıkardığı, kitaplar bastığı, dernekler, vakıflar kurduğu, yani yasal çalışmayı temel aldığı biliniyordu. Şaşırtıcı olan Hizbullah'ın kısa sürede toparlanması.
Devlet yardımı var mı?
Tam bu noktada "Herhalde bunu kendi başına başaramamıştır, devletten yardım almıştır" diyenler çıkacaktır. Pek sanmıyorum. Çünkü liderleri Velioğlu'nu öldürdüğü için Hizbullah devletten, Okkan suikasti nedeniyle de devlet Hizbullah'tan tam anlamıyla nefret ediyor. Örgütün başına bir şey gelmemesini komplo teorileriyle değil de AB sürecindeki Türkiye'nin yaşadığı demokratikleşme süreciyle açıklamaya çalışmak daha doğru olur.
Benzer bir nefret ilişkisi Hizbullah ile PKK arasında var. Birbirlerinin kanını akıtmış iki grup tekrar çatışabilir. Hizbullahçılar bir süre önce yazılı bir açıklamayla "İslami inancımızı öğrenme, yaşama ve tebliğ etme engellenmediği müddetçe zor kullanma gibi bir düşüncemiz yoktur" demişlerdi. Acaba örgüt yine "tebliğ-cemaat-cihad" stratejisiyle mi hareket ediyor? Öyleyse "cihad" aşamasına gelince ne yapacaklar?
Keşke şiddeti kesinlikle reddetme noktasına gelebilseler. Ama çok zor. Örneğin ABD'nin İran'a saldırması durumunda Hizbullahçılar eskisinden daha sert ve acımasız bile olabilirler.
Hizbullah bitmedi sadece 'light'laştı
Önce 12 Şubat Pazar günü Diyarbakır istasyon Meydanı'nda onbinlerce kişi "Peygambere Saygı Mitingi"nde bir araya gelip Hz. Muhammed karikatürlerini protesto etti
Haberin Devamı

