Herkes kazançlı çıktığını iddia edecek, ama 367 krizinde şu ya da bu şekilde rol alan kimse kazanabilmiş değil. Çünkü AKP, CHP, ANAP ve DYP’nin adları bir şekilde kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar, ince hesaplar, tereddütler, şantajlarla anıldı. Birbirlerini yıpratıp tükettiler. Sonuçta bu kriz MHP ve GP başta olmak üzere diğer partilere yaradı.
Herkes kaybetti ama farklı derecelerde. Bunları sırayla izleyecek olursak:
En az kaybeden CHP: Hem “laikliğe duyarlı” kitlelerin ve güç odaklarının sözcülüğünü yaptığı, hem de irili ufaklı diğer partileri peşinden sürüklediği için CHP başarılı sayılabilir. Ama bu kazançlı olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü CHP dün “çözüm üreten” değil “sorun çıkartan” parti imajını iyice pekiştirmiş oldu. Öyle ki kimse CHP’nin böyle bir krizi çıkartmasına şaşırmadı. Hatta AKP’liler de Baykal’dan ziyade ANAP ve DYP’ye öfkelendiler.
Beklenenden az kaybeden ANAP: Erkan Mumcu oturuma katılmama konusunda bir dizi gerekçe saydı. Belki haklıdır, ama bu karambolde kimse bunlara dikkat etmedi, bundan sonra da hatırlamayacak. “AKP’yi kurtaran” yerine “zora düşüren” olmayı tercih eden ANAP, bunu seçmenine anlatmakta çok zorlanacaktır. Kuşkusuz bu derme çatma gruptan sadece iki firenin çıkması ANAP’ın başarı hanesine yazılacaktır. Şunun altını çizelim: Mumcu bu tavrıyla, Fethullah Gülen ve cemaatiyle “çok iyi” olduğu söylenen ilişkisini de riske atmış oldu.
Beklenenden fazla kaybeden DYP: Mehmet Ağar da neden oturuma katılmadığını tam izah edemedi. Üstelik kendisi dışındaki üç milletvekilinden ikisi katılınca krizde hiçbir etkisinin olmadığı anlaşıldı. Ağar düne kadar AKP ile sert kapışmaya girmemeye özen gösteriyordu. Şimdi CHP’nin peşine takılmış görüntüsü DYP’nin geleneksel tabanıyla ilişkisini zorlayacaktır. Üstelik ANAP’la birleşme tehlikeye girmişe benziyor; olsa bile iki gün önceki heyecanı yaratabilmesi çok zor.
En çok kaybeden AKP: Dün yaşananlar Başbakan Erdoğan’ın bu süreci hiç de iyi yönetememiş olduğunu kanıtladı. 367 konusunu başta önemsemeyen AKP diğer partileri ikna işini son güne bıraktı ve bu ağır yük Abdullah Gül’ün sırtına yüklendi. AKP’liler, teknik bir konu olan dünkü oylamayı bir “demokrasi sınavı” olarak göstererek vahim bir hata yaptılar. ANAP ve DYP milletvekillerine uyguladıkları psikolojik baskı da ters tepti. 1995 seçimlerinden sonra da RP’liler ANAP’a koalisyon için benzer bir şekilde yüklenmiş, başarısız kalınca Refahyol’u kurmak zorunda kalmışlardı.
En çok yıpranan Gül: Kuşkusuz bu hengameden en fazla zarar gören kişi Abdullah Gül’dür. Zaten halinden pek memnun olduğu söylenemezdi: Başbakanlık beklerken, parti içi iktidar dengeleri nedeniyle cumhurbaşkanlığına yönelmek zorunda kalmıştı. Artık ister mahkeme kararıyla, ister başka bir şekilde seçilsin, dünkü çatışma ortamı Gül’ün “tüm Türkiye’nin cumhurbaşkanı” olma iddiasına büyük ölçüde gölge düşürdü. Gül’ün içine düştüğü kötü durumda CHP, ANAP ve DYP kadar, hatta onlardan daha fazla AKP’nin ve Erdoğan’ın sorumluluğu bulunuyor.
Herkes kaybetti, ama en çok Gül yıprandı
Herkes kazançlı çıktığını iddia edecek, ama 367 krizinde şu ya da bu şekilde rol alan kimse kazanabilmiş değil
Haberin Devamı

