Prof. Türkan Saylan’ın cenazesi “her işte bir hayır var” sözünün ne derece doğru olduğunu bizlere bir kez daha gösterdi. Şöyle ki, Saylan’ı Ergenekon soruşturmasına dahil etmek isteyenler hem onun, hem de genel başkanı olduğu ÇYDD’nin itibarını aşağılara çekmeyi hedeflemişlerdi.
Fakat silahları ellerinde patladı ve arzuladıklarının tam tersi sonuçlar ortaya çıktı: Belli çevreler tarafından bilinip sevilen Saylan tüm Türkiye çapında tanındı; dik duruşu nedeniyle hem sevenleri, hem de pek sevmeseler bile takdir edenleri alabildiğine arttı. Saylan’ın ilk andan itibaren kendisinden ziyade burs verdikleri öğrencileri dert edinmesi, ÇYDD’nin de aynı şekilde daha geniş kesimler tarafından tanınıp destek görmesine yol açtı. Dünkü cenazede çok kişiden, Saylan’ın başına gelenlerden sonra ÇYDD bağışçısı ve/veya gönüllüsü olmaya karar verdiklerini öğrendim.
Sonuç olarak, Saylan ve ÇYDD’yi kriminalize ederek sivil eğitim faaliyetleri alanında yalnız ve rakipsiz kalmayı hedeflemiş olan odaklar büyük bir hayal kırıklığına uğradılar. Saylan’dan sonra ÇYDD’yi çekip çevirecek kişiler yakalamış oldukları fırsatları iyi değerlendirebilirlerse bu odakların rüyalarını iyice kâbusa çevirecekler demektir.
Kendine aşırı güven
Peki sözünü ettiğimiz odaklar bu son derece vahim ve stratejik hatayı neden ve nasıl yapmış olabilirler? Bu soru üzerine kafa yormak, halen ülkemizde sürmekte olan korkunç iktidar mücadelesini, onun aktörlerini ve bunların pozisyonlarını anlamamızı kolaylaştırabilir. Bu soruyu cevaplamak için şu kavramlara başvurmak isabetli olabilir: Kendine aşırı güven, rakibini küçümseme ve dolayısıyla kibir.
Ulusalcı hareketin, daha oluşum aşamasındayken Ergenekon sürecinde yediği üst üste darbeler nedeniyle kendisini toparlayamaması; daha önemlisi içerden ve dışarıdan belirgin ve ciddi bir destek alamaması onun düşmanlarını fazlasıyla cesaretlendirdi. Öyle ki, değişik nedenlerle diş biledikleri bazı isimleri, Ergenekon’la ilişkileri olsun ya da olmasın bu karambolde soruşturmaya dahil etme cüretini gösterdiler. Ama çok büyük hesap hatası yaptılar: Bir suç örgütünü ortaya çıkarma perdesi arkasında bir toplumsal/siyasal hareketi tasfiye etmeye kalktılar ve tabii ki duvara tosladılar.
Tıpkı 28 Şubat sürecinde olduğu gibi: O zaman tüm İslami hareket, TSK’nın başını çektiği bir operasyonla kriminalize edilip ortadan kaldırılmak istendi. İslamcılık karşıtı toplumsal çevrelerin çoğu da (ki bunlara Prof. Saylan ve arkadaşları da dahildir) bir toplumsal hareketin asker (ya da yargı, fark etmez) zoruyla bertaraf edilmesinin mümkün olmadığını; baskı yerine tam tersine demokrasiyi daha da geliştirerek sivil toplum kuruluşlarının önünün açılması gerektiğini söylemediler. Sonuç ortada. Bir süreliğine bastırılmış, sindirilmiş gözüken İslami hareket AKP üzerinden olmadığı kadar güçlü bir şekilde hayatın tüm alanlarını kuşattı.
Hükümet başrolde değil
Ergenekon sürecinin, tabii farklılıklarla birlikte 28 Şubat’ı andırdığını, bir yönüyle onun rövanşı gibi görülebileceğini düşünüyorum. Bu farkların en başında 28 Şubat’ta İslamcıların biraz deneyip hemen vazgeçtikleri “sivil tepki”nin bu kez devreye girmesi ve sürecin akışını altüst etmesi geliyor. Saylan’ın evine polislerin gelmesiyle başlayan ve önceki günkü cenaze töreniyle taçlanan sürece bir tür “sivil itaatsizlik süreci” diyebiliriz. Bu nedenle hükümetin cenazeyi yok sayması son derece doğal ve anlaşılabilir bir şeydir.
Fakat burada çok ciddi bir sorun karşımıza çıkıyor: 28 Şubat’ta İslamcıları tasfiyeye girişen esas güç TSK başta olmak üzere devletin (sistemin) bazı kurumlarıydı; siviller “yedek güç” olarak ortaya atılmışlardı. Bugünse birebir benzer bir durumla karşı karşıya olduğumuza inanmıyorum. Evet AKP hükümeti bu sürecin bir yerlerinde yer alıyor almasına ama sanki “başrol oyuncusu” değil gibi.
Özetle, günümüzde esas olarak bir toplumsal gücün, devletin imkanlarını da sonuna kadar sömürerek rakip toplumsal güçleri yok etme veya etkisizleştirme gayretleriyle karşı karşıyayız. Bu da doğal olarak ülkemizde zaten varolan cepheleşme ve kamplaşmaları daha da kötü bir hale getiriyor.
Bakalım bu vahim durumdan nasıl bir hayır çıkacak.
Her işte bir hayır vardır
Haberin Devamı

