Hep aynı soru: Kürtleri kim temsil edecek?

Haberin Devamı

Bundan iki-üç yıl önce böylesine geniş çaplı bir operasyon yapılmış olsaydı Türkiye uluslararası alanda epey zor durumda kalır, PKK da kestirmeden “mazlum ve kahraman” mertebesine yükselirdi. Bugün cılız itirazlar dışında hiç ses çıkmıyorsa bunun bir nedeni Ankara’nın yürüttüğü diplomatik girişimlerdir. Bugüne gelinmesinde, özellikle ABD’nin nerdeyse hiçbir rezerv koymadan Türkiye’nin yanında yer alması; “anlık istihbarat” yardımında bulunması ve Kürtler başta olmak üzere Irak’taki mevcut hükümetin parçalarının, en azından sessiz kalmalarını sağlaması kritik bir rol oynadı. Yani PKK yanlısı yayın organlarının operasyon konusunda Ankara kadar Washington’u ve hatta Erbil (Barzani) ve Süleymaniye’yi (Talabani) suçlamaları boşuna değil.

PKK’yı hayal kırıklığına uğratan bir diğer hayati gelişme Avrupa’nın da, her ne kadar askerler aksini iddia etse de, Ankara’ya daha yakın bir noktaya gelmesidir. Avrupa’da Kürt sorununun “demokratik ve barışçıl çözümü” ni isteyen kişi ve çevreler, PKK’nın bu yolda en belirgin engel olduğu noktasına çoktan varmışlardı. PKK’yı etkisizleştirmek, en azından dengelemek için yasal Kürt şahsiyetlerini, gruplarını ve partilerini öne çıkartmak istediler ve ilk olarak Leyla Zana ile DTP’ye yöneldiler. Ancak kısa sürede hüsrana uğrayıp ne yapacaklarını bilemez duruma geldiler. Sonunda bazıları, son seçimlerde Güneydoğu’da büyük patlama yapmış olan AKP’nin, pekala “Kürtlerin de temsilcisi” olabileceği noktasına geldiler.

Zaten Başbakan Erdoğan da ABD ziyaretinden itibaren hep bu konuda mesajlar vermeye başlamıştı. Washington’da katıldığı her toplantıda “Güneydoğu’da birinci parti biz olduk, partimizde 75 Kürt kökenli milletvekili var” diyen Erdoğan, bir grup Kürt kökenli AKP milletvekilinin Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’nde kahvaltıya katılmasının doğurduğu tepkiler üzerine ikinci milletvekili grubunun aynı yere gitmesini bizzat engelledi.

Bu olay AKP gibi her bölgeden yüksek oranda oy alan bir kitle partisinin “Kürtlerin temsilcisi” işlevini görmesinin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Daha açacak olursak: Kandil Dağı’na düzenlenen hava harekatının, ülkenin Batı bölgelerinde AKP’ye oy vermiş olan kişileri sevindirip coşturduğu kesindir. Ama aynı partinin Güneydoğulu seçmenlerinin bu operasyondan o kadar memnun olmadıklarını kestirmek çok zor olmasa gerek.

AKP’nin hedefi belediyeler

Kandil’e düzenlenen harekat söylendiği gibi “çok başarılı” olmuş olabilir. Bunun ardından “çok başarılı” başka operasyonlar da yapılabilir. Öyle ki bütün bunların sonucunda PKK’nın en azından belli bir süre için Kuzey Irak’tan tasfiyesi mümkün olabilir. Fakat bütün bu çabaların PKK’nın kökünü kazımak için yeterli olmayacağı açıktır. Hele Kürt sorununun çözümünü sadece askeri yöntemlere havale etmek, gerçekleşmesi imkansız bir rüyadır ki 30 yıldır bunun bedelini çok ağır bir şekilde ödüyoruz. AB yolunda yapılacak yeni demokratik reformlar, Güneydoğu’ya yönelik ekonomik paketler, “Eve Dönüş Yasası” gibi düzenlemeler hep bir yere kadar işe yarayacak, olay dönüp dolaşıp “siyasi temsil” sorununda tıkanacaktır.

Avrupalılar kadar Amerikalılar da işte bu yüzden, sorunun sadece askeri boyutuyla ilgilenmiyor, siyasi olarak ne tür açılımlar yapılabileceği, Kürtleri gerçek manada kimin temsil edebileceği üzerine kafa yoruyorlar.

AKP, bu sorunu, önümüzdeki yerel seçimlerde Diyarbakır ve Batman belediye başkanlıklarını kazanarak aşmayı umuyor. Erdoğan’ın bu rüyalarını gerçekleştirmesi çok kolay olacağa benzemiyor. Öte yandan gündemi operasyonların belirlediği bir ortamda bu hedeflere ulaşması daha da zorlaşabilir; yani bölge halkı “dayanışma duygusu” ile DTP’li adaylar etrafında kenetlenebilir.

DİĞER YENİ YAZILAR