Hep aynı soru: Kriz çıkar mı?

Haberin Devamı

Dün Ankara’da kiminle karşılaşsam hep aynı soruyla karşılaştım: “Ne dersin, kriz çıkar mı?” Hepsine aynı cevabı verdim: “Gergin bir dönem, en az bir-iki yıl yaşayacağımız kesin, ama şimdilik çok sert krizler beklemiyorum.”

Hayır, AKP yanlısı bazı kişi ve çevrelerin yaptığı gibi “herkes istese de istemese de alışacak” mantığıyla hareket etmiyorum. Geçmişte yaşanan benzer süreçlere bakıyorum. Örneğin 27 Mart 1994 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara başta olmak üzere kilit belediyelerin RP’ye geçmesi üzerine laikliğe duyarlı kesimler derin bir şok ve panik yaşamışlar; ancak bir süre sonra işler normalleşmişti. Burada RP’li olmayanların alışmasından ziyade, Tayyip Erdoğan, Melih Gökçek gibi “İslamcı” bilinen belediye başkanlarının oyunun kurallarını kabullenip kendilerine çekidüzen vermeleri belirleyici oldu.

Çankaya sürecini izlerken aklıma gelen bir başka örnek de 1 Mart 2003 tezkere oylaması oldu. O dönemde de bazı çevreler, tezkerenin geçmemesi durumunda Türkiye’nin krizden krize yuvarlanacağının, ortalığın yangın yerine döneceğinin propagandasını yaptılar. Hatta o tarihte milletvekili bile olmayan AKP lideri Erdoğan da “Tezkereye karşı çıkanlar, önümüzdeki ay maaşlarını alamasınlar da o zaman göreyim” yollu tehditler savurabilmişti.

Kuşkusuz Türkiye savaştan etkilendi ama tezkere geçmedi diye hiç de batmadık.

Normal şartlarda 28 Ağustos’taki üçüncü turda seçilmesi garanti olan Gül’ün cumhurbaşkanlığının özellikle ilk yıllarının çok sıkıntılı ve gergin geçeceğini kestirmek için kahin olmak gerekmiyor. Çünkü CHP daha yolun başında Gül’e karşı çok açık ve sert bir şekilde karşı çıktı ve dozu azaltmayacağı, hatta tam tersine artıracağının işaretlerini veriyor. CHP’nin bu katı tutumunun toplumun belli kesimlerinden destek gördüğü de çok açık. Geçen dönemdeki “Cumhuriyet Mitingleri”ne benzer sivil inisiyatiflerin Gül’e karşı örgütlenmesinin de ihtimal dahilinde olduğunu unutmamak gerek.

“Kriz” tartışılırken gözlerin bir şekilde TSK’nın üzerinde olduğu da muhakkak. 27 Nisan muhtırasındaki “sözde değil özde laiklik” vurgusunun doğrudan Gül’ü hedeflediğini ve üst düzey komutanların pozisyonlarını koruduğunu hepimiz biliyoruz. Bir diğer bilinen husus da, “first lady” adayı Hayrunnisa Gül’ün kıyafetinin askerlerin gözünde ciddi bir sorun oluşturduğu.

Neden kriz zor?

Peki bütün bu gerginlik öğelerinin krize dönüşme ihtimalinin, en azından şimdilik neden az olduğunu savunuyorum? Birkaç maddeyle özetlemeye çalışayım:

1) TSK’nın da gerek 28 Şubat, gerekse 27 Nisan süreçlerinden belli dersler çıkardığını, siyasete müdahalenin arzuladıklarının tam zıddı sonuçlara yol açtığının farkında olduklarını düşünüyorum;

2) MHP’nin ilk günden itibaren “rejim krizi” çıkarmama stratejisi nedeniyle CHP’nin çıkışları etkisini yitiriyor. Meclis’te grubu bulunan DTP’nin de benzer bir çizgi izlemesi CHP’yi iyice yalnızlaştırıyor;

3) Her ne kadar bazıları tam aksini iddia etse de Abdullah Gül’ün bugüne kadarki siyasi performansı ve sergilediği karakter özellikleri, kriz riskini azaltıcı öğeler olarak öne çıkıyor. Öyle ki Gül’ün dünkü basın toplantısında verdiği “birlik, beraberlik, uyum, diyalog” mesajları kimseyi şaşırtmadı.

Ancak iyimserlikte belli bir ölçüyü tutturmak şart. Hem Gül’ü, hem Türkiye’yi çok zorlu bir sürecin beklediğini reddedemeyiz. Öncelikle şunu hatırlayalım: Ne zamandır Türkiye kendi kabuğunda yaşıyor. Irak ve Kıbrıs gibi konularda, AB ve ABD ile ilişkilerde derin krizler yaşanması durumunda taraflar arasındaki uçurumlar daha da açılabilir.

İşte size hayati bir soru: Gül, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’yi Türkiye’ye davet eder mi? Ederse ne olur?

Öte yandan, Çankaya üzerinden yıllardır süren bazı hesaplarını görmek isteyeceklere karşı da uyanık olmak gerekiyor. Şöyle ki, birileri “laikliği koruma” adına Gül’ü yaylım ateşine tutarken, başkaları da onun Çankaya’ya çıkmasını “laikliğin defterinin dürülmesi”nin önemli bir aşaması olarak görecektir.

Dün Gül’ü çok heyecanlı gördüm. Kendisinden kuşku duyan çevreleri ikna etmeye yönelik birçok mesaj ve söz verdi. Ancak yolun çok başında ve ona soğuk bakanlar “söz”den çok “öz”ü; yani Çankaya’ya çıktıktan sonra ne yapacağını merak ediyorlar.

İşte bir başka hayati soru: Gül, AKP hükümetinin her atamasını kabul edecek mi? AKP’nin çıkaracağı her yasa ve kararnameyi bir noter gibi onaylayacak mı? Tartışma yeni başladı ve hiç biteceğe benzemiyor.

DİĞER YENİ YAZILAR