Hamas kazandı diye barış kaybetmiş değil

2005'in son yazısına "Dünya ABD'ye rağmen şekilleniyor" başlığını atmış, "istediği kadar dünyanın -şimdilik- tek hâkimi olsun, ABD'nin her şeye kadir olmadığını çıplak gözle görüyoruz" demiş ve "2005, ABD Başkanı George W. Bush için tam bir kâbus yılı oldu. Bunun böyle sürmesinin kime ne zararı olabilir ki!" diye bitirmiştim

Haberin Devamı

2005'in son yazısına "Dünya ABD'ye rağmen şekilleniyor" başlığını atmış, "istediği kadar dünyanın -şimdilik- tek hâkimi olsun, ABD'nin her şeye kadir olmadığını çıplak gözle görüyoruz" demiş ve "2005, ABD Başkanı George W. Bush için tam bir kâbus yılı oldu. Bunun böyle sürmesinin kime ne zararı olabilir ki!" diye bitirmiştim.

Evet kâbus 2006'da da aynen sürüyor. Washington ilk ciddi şokunu Filistin'de yaşadı. Bu şokun üç boyutu var:

1) Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın da itiraf ettiği gibi Washington, Hamas'ın seçim zaferini öngöremedi. (Tıpkı 11 Eylül'ü, Irak'taki direnişi, İran seçimlerini vb. hesaplayamadığı gibi)

2) Mahmut Abbas ve El Fetih'e yapılan yatırımlar boşa gitti. İsrail'in Gazze'den çekilmesiyle hız kazanmış olan Ortadoğu Barış Süreci yine bir belirsizliğe sürüklendi.

3) Bush, Filistin'i, İslam dünyasına demokrasi ihraç stratejisinin bir "başarı örneği" olarak gösteriyordu; şimdi ne yapacağını şaşırmış durumda.

İslam-demokrasi ilişkisi
İslamcı hareketlerin demokrasiyle uyum içinde olup olamayacakları tartışması, nedense Türkiye'deki AKP deneyiminden pek etkilenmedi; tam gaz sürüyor. Bu kez daha katı bir örnek üzerinden, Batı'nın "terörist" ilan ettiği Hamas'ın iktidarıyla bu hayati soruya cevap arayacağız.

Hamas'ın sivillere yönelik terör eylemlerini benimsemedim, ama onu bir "terör örgütü" olarak niteleme kolaycılığına da kaçmadım. Bunun yerine Hamas'ı öğrenmeye, anlamaya çalıştım. Değişik tarihlerde üç kez Filistin'de bulundum, her seferinde Hamas'lılarla görüştüm, örneğin İsrail'in katlettiği Şeyh Ahmet Yasin, günümüzün en etkili isimlerinden Dr. Mahmud el Zahar gibi liderlerle röportaj yapma imkanım oldu.

Bugün çok zor, karmaşık bir sürece girildiği ortada. Çözümsüzlükten beslenen iç ve dış odakların provokasyonlarına çok açık bir durum söz konusu. Fakat bütün risklere rağmen önümüzde barış, Filistin, Ortadoğu ve İslam dünyası için büyük bir fırsat var. Umutluyum.

Hamas'ın zaafları
Çünkü Hamas abartıldığı kadar güçlü değil. Hamas'ın zaaflarını, bu örgütü en iyi bilenlerden, dostum, Fransız araştırmacı Jean-François Legrain'den yararlanarak özetlemek istiyorum:

1) Hamas'ın belli bir tip seçmeni yok. Her türden Filistinli, dinsel kimlik altında bir araya gelmiş durumda.

2) Bölgesel ve siyasi farklar nedeniyle çok parçalı bir yapıya sahip. Ortak bir programı, net bir çizgisi yok.

3) Şeyh Yasin'den sonra karizmatik lider üretemedi.

4) İktidarı almaya hazır değildi. Zaten İsmail Haniye dışında hükümete girmeye hevesli kimse de yoktu. (Liberation, 27 Ocak 2006)

Legrain, Hamas ile El Fetih'in ülkeyi birlikte yönetmelerinin epey zor olduğunu, buna rağmen Hamas'ın diplomaside, yani İsrail ve Batı ile temaslarda topu FKÖ'ye atacağını tahmin ediyor. Hamas yetkilileri şimdilik "süresiz ateşkes" önermenin dışında İsrail'e bakışları konusuna fazla girmek istemiyorlar.

Batı ve İsrail ise, Hamas'ın hemen silahlara veda etmesini ve İsrail'in varlığını kabul etmesini dayatıyorlar. Elleri de çok güçlü. Dış yardımların kesilmesi, İsrail'de çalışma imkanlarının sınırlanması durumunda Filistin öyle bir dibe vurur ki Hamas kısa sürede toplumsal desteğini kaybedebilir. Fakat bu politika Hamas'ı İran ve Suriye gibi ülkeler daha fazla bağımlı kılabilir.

Batı'da kotarılan ve kısmen Türkiye'de de benimsenen felaket senaryolarına itibar etmeden, tarihin baş aktörünün devletler, kurumlar, ordular, gizli servisler değil insanlar olduğunu hep hatırda tutarak, serinkanlı bir şekilde Filistin'i yakından izlemeye devam...

DİĞER YENİ YAZILAR