CHP Abdullah Gül’ü, “cumhuriyetin temel ilkeleriyle sorunlu, İslamcı ve takiyyeci” bir siyasetçi olarak resmediyor ve onun Çankaya’ya çıkmasının, devlet eliyle tüm toplumun yukarıdan aşağıya İslamileştirilmesi operasyonunun önemli bir aşaması olacağı uyarısında bulunuyor. Gül hakkında CHP’liler gibi düşünen çok sayıda kişinin de bulunduğu bir gerçek. Bu nedenle CHP’nin tavrını önemsemek ve Gül’e bakışını tartışmak gerekiyor.
Gül’ün ilk gençlik yıllarında milliyetçi eğilimler içinde olduğunu, ardından şair Necip Fazıl Kısakürek’in milliyetçilikle İslamcılığı harmanlayan “Büyük Doğu” ekolüne dahil olduğunu biliyoruz. Necip Fazıl, elitist (seçkinci) ve aristokrat bir İslamcıydı. Dolayısıyla onun takipçileri de belli bir eğitim seviyesindeki, orta sınıf muhafazakar ailelerin çocuklarıydı.
Büyük Doğucular’ın Milli Görüş hareketiyle hep inişli çıkışlı bir ilişkisi olmuştur. Bu noktada Gül’ün bir istisna olduğu söylenebilir. Örneğin Gül’ün 1991’deki ilk seçim kampanyasını, çoğu kendisi gibi Büyük Doğu kökenli, iş güç sahibi ama entelektüel-politik donanımları yüksek bir grup yürütüyor ve hemen hepsi “Biz Refahçı değiliz, Gül için çalışıyoruz” diyorlardı.
Milli Görüş yılları
Gül seçilir seçilmez Erbakan’ın kurmayları arasına girdi. İç ve dış güç odakları, medya ve diğer partiler onu RP içinde diyalog kurulabilen ender isimlerden biri olarak gördü. Milli Görüş’ün dışa açılan penceresi olmasına rağmen Gül muhafazakar tabanla ilişkisini de hiç koparmadı; hep onlardan biri gibi olmaya ya da görünmeye özen gösterdi.
Gül’ün Fazilet Partisi içinde yenilikçi kanadın liderliğini üstlenmesinde Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasaklı olmasının etkisi büyük olmakla birlikte, kendisinin tecrübe, yetenek ve üslubu da önemliydi. Sürekli olarak “açıklık, şeffaflık, samimiyet, güven” gibi ilkelere göre hareket ettiğini vurgulayan Gül, daha FP kapatılmadan kendi İslamcı geçmişiyle hesaplaşmaktan da çekinmedi.
AKP ile birlikteyse Gül’ün siyasi İslamcılıkla bağlarını büyük ölçüde kopardığına tanık olduk. Ancak dindar kimliğini saklamaya gerek olmaksızın muhafaza etmesi, yaşam tarzında köklü değişikliklere gitmemesi laikliğe duyarlı çevrelerin tam olarak güvenini kazanmasını engelledi.
Mahalle baskısı
“Gül seçilirse ne olur?” sorusunu cevaplayabilmek için Prof. Şerif Mardin’in, son dönemdeki tartışmaları derinden etkileyen “mahalle baskısı” kavramını devreye sokmak işe yarayabilir. Yani soruyu şöyle sorabiliriz: Gül mahalle baskısına boyun eğer mi? Vaat ettiği gibi Çankaya’yı halka açması, laik cumhuriyetin bu sembolünün İslami kesim tarafından fethedilmesine mi yol açar?
Prof. Mardin’le yaptığım röportajı Haziran ayı ortalarında Gül ile tartışma imkanı bulmuştum. Gül, Şerif Hoca’nın uyarılarından hiç rahatsız olmamıştı, hatta “Röportajı okuyunca rahmetli Necip Fazıl’ın ‘ham softa kuru yobaz’ sözü aklıma geldi” demişti.
Şunu söylemeye çalışıyorum: Dindar kimliğine, muhafazakar kitlelerle yoğun ilişkilerine bakarak Gül’ün mahalle havasına kapılıp gideceği sonucuna varmak hatalı olur. İlk gençliğinde “aristokrat bir İslamcılık” ile tanışan, genç yaşta ülkenin en güçlü İslami hareketinde üst düzey sorumluluklar alan, devlet bakanlığı, dışişleri bakanlığı ve başbakanlık yapıp devleti derinlemesine tanıyan birinden söz ediyoruz.
Kale fethediyor
Bundan tam bir yıl önce Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin bana “Bizim iktidarımızda iddia edildiği gibi cumhuriyet ve laiklik sahipsiz kalmamıştır; son derece güçlüdür ve halkımıza daha fazla mal olmuştur. Halk bizi eskiden beri tanıyor ve destekliyor. Bu düşünceleri özgürce, inanarak açıklamamız toplumda birtakım tereddütleri ortadan kaldırıyor. Yani cumhuriyet şimdi daha güçlüdür, ilkeleri teminat altındadır” demişti. Ben de ona “Yani ‘muhafazakâr kesimlerin laiklikle ilgili tereddütlerini giderdik’ mi diyorsunuz?” diye sormuş ve şu cevabı almıştım:
“Evet giderdik ve artık halkımızın cumhuriyetle, başta laiklik olmak üzere onun temel ilkeleriyle hiçbir sorunu yoktur. Pek az bir kesim vardır ki onlar da cumhuriyet için ciddi bir tehdit değillerdir. Onların da bu çizgiye geleceklerine inanıyorum. Büyük Atatürk, arkadaşlarıyla birlikte cumhuriyeti kurarken ve onun temel niteliklerini belirlerken son derece isabetli hareket etmiştir.”
Bugün de Deniz Baykal ve onun gibi düşünenler Gül’ün cumhurbaşkanı olmasıyla laik cumhuriyetin muhafazakar kitleler tarafından ele geçirileceği uyarısında bulunuyorlar. Madalyonun bir de öbür yüzü var. Çankaya’daki Gül sayesinde laik cumhuriyetin, bu kitlelerin tüm hücrelerine kadar sızması ihtimalini hiç de yabana atmamak lazım.
Benim bildiğim kale her zaman kendini içten fethetmeye kalkanları fethetmiştir.
Gül mahalle baskısına boyun eğer mi?
Haberin Devamı

