Geri tepen silah

Haberin Devamı

Aslında dün kaleme aldığım “Tamil Kaplanları ve PKK” başlıklı yazının bir devamını yazmayı düşünüyordum. PKK’nın askeri yöntemlerle tasfiyesinin mümkün olmadığına; olsa bile Kürt hareketinin yeni bir örgütle yoluna devam edeceğine inanan biri olarak, yazımın Kürt sorununu gözü dönmüş bir şiddetle çözmek isteyenleri coşturmuş olmasından ciddi bir şekilde rahatsız olmuştum. Ancak bu yazıyı ertelemek durumundayım zira dün bir “vatandaş” olarak Türkan Saylan’ın cenazesine gittim. Yazmayı düşünmüyordum fakat orada gördüklerimden o kadar etkilendim ki gözlem ve duygularımı aktarmamam yanlış ve Saylan’ın anısına saygısızlık olacaktı.

Aynı yol farklı patikalar

Saylan’la birbirimizi yıllardır bilir ve az buçuk tanırdık. Birçok ortak ilgi alanımız olmakla birlikte bakış açılarımız çok farklıydı. Ben o ve arkadaşlarının laiklik anlayışını “çok katı”, “az demokratik”, kısacası “laikçi” bulurdum; hâlâ öyle buluyorum. O ve arkadaşları da beni “irtica” diye tanımladıkları olguya karşı “aşırı toleranslı” bulur, hatta “şeriatçıların ekmeğine yağ sürdüğümü” düşünürlerdi; bilmiyorum hâlâ aynı kanıdalar mı? Fakat, yorumlarımız çok farklı olmakla birlikte hepimizin temel amacı laikliği korumak ve güçlendirmekti; en önemlisi hepimiz cumhuriyetçiydik. Nitekim cenazeye de bir “cumhuriyet dayanışması” olarak katıldım.

Atılan birçok slogandan, açılan birçok dövizden, bazı siyasi grupların suiistimal girişimlerinden rahatsız olmakla birlikte çok coşkulu, olgun, kalabalık ama sade bir törene katılmış olmaktan mutluluk duydum. Zira gençlerin ve kadınların çoğunluğu oluşturduğu dünkü cenaze Türkiye’de cumhuriyetin, laikliğin ve demokrasinin ne kadar kök salmış olduğunu herkese çok net bir şekilde gösterdi.

Kuşkusuz Saylan ve ÇYDD’yi “darbeci” olarak karalamaya çalışanlar bu cenaze için de benzer spekülasyonlar kotarmaya çalışacaklardır. Fakat en azından beni ikna edemeyecekleri açık. Çünkü cenazede çocukluğumun geçtiği Çağlayan’dan, 10 yılımı verdiğim Galatasaray Lisesi’nden ve 12 Eylül darbesi sonrası 18 ayımı geçirdiğim askeri cezaevlerinden çok sayıda arkadaşımla karşılaştım ve bunların hemen hepsinin “darbe karşıtı” ve “demokrasi yanlısı” olduğuna kefil olabilirim.

Ergenekon sayesinde

Açık konuşalım: Eğer Ergenekon’un 12. dalgasında Saylan’ın evi basılıp arama süreci canlı yayınlanmasa bu cenaze bu kadar görkemli, anlamlı ve simgesel öneme sahip olmazdı. Saylan’ı Ergenekon kapsamına sokanlar bu yolla herhalde onun ve başkanı olduğu ÇYDD’nin itibar kaybına uğrayacağını düşünmüşlerdi. Ancak Saylan, daha önce gözaltına alınıp tahliye edildikten sonra dilsiz kesilenlerin aksine dimdik ayakta kaldı ve hakkındaki tüm suçlamaları inandırıcı bir şekilde redddetti. Bu sırada kendisinden çok burs verdikleri öğrencilerin geleceğini düşünmesi onu toplumun büyük bölümü nezdinde iyice yüceltti. Onun camdan el sallayan (ve aleyhine en çok yayın yapan gazetelerin yayınlamaktan kaçındığı) fotoğrafının Türkiye’nin akışını değiştirdiği ortadadır. Evet, Türkan Saylan, Ergenekon soruşturmasını istismar ederek her türden rakiplerini tasfiye etmeye çalışan odaklar için bir “bumerang” oldu; yani bu silah döndü kendilerini vurdu. Onlar silahın ellerinde patladığını anlamayıp sadece tutukluk yaptığını sandılar ve “misyonerlik”, “bölücülük” gibi iftiralarla Saylan ve ÇYDD’ye kara çalma girişimlerini sürdürmek istediler. Kimseyi kandıramadılar. Saylan’ın en çok annesinin Hıristiyan öldüğü yalanlarına üzülmüştü. Bu yalanın sahiplerine cenaze namazını kıldıran İlhan Özkeskin hadlerini bildirdi: “Bir Müslüman’a kafir denmesi kendisini çok incitir. Buna ancak Allah karar verebilir.”

Saylan’a bir kez daha Allah’tan rahmet diliyorum. Tüm Türkiye’nin başı sağolsun.

DİĞER YENİ YAZILAR