Fransa'nın işi gücü Türkiye ile

Prof. Şerif Mardin ile birlikte "Türkiye'de İslam ve Cumhuriyet" başlıklı bir seminer için geldiğimiz Paris, hep aynı Paris; ama Fransa'nın, çok iyi bildiğimiz ve benimseyip kendimize uyarlamak istediğimiz o evrensel değerlerden adım adım uzaklaşmakta olduğunu görmek çok can sıkıcı

Haberin Devamı

Prof. Şerif Mardin ile birlikte "Türkiye'de İslam ve Cumhuriyet" başlıklı bir seminer için geldiğimiz Paris, hep aynı Paris; ama Fransa'nın, çok iyi bildiğimiz ve benimseyip kendimize uyarlamak istediğimiz o evrensel değerlerden adım adım uzaklaşmakta olduğunu görmek çok can sıkıcı.

Kimisi "Sizi alırsak Fas'ı da almamız gerekir" diyor, bir diğeri "O zaman Cezayir de olmalı" diye ekliyor. Bazıları Türkiye'nin AB'ye girmesi halinde Avrupa'ya çok büyük bir insan göçü olma ihtimalinden çekinirken kimileri, artık iyice terörizmle birlikte anar oldukları İslam dininin, Avrupa kimliğiyle uyuşmadığını ileri sürüyor.

Fransa'daki Türkiye karşıtı kampanya gerçekten çok şaşırtıcı. Merkez sağ partilerin ve siyasetçilerin, Jean-Marie Le Pen'in Ulusal Cephesi'nin ırkçı söylemlerini ufak değişikliklerle popülerleştirmesi ürkütücü. Giscard d'Estaing'in, ilk duyduğumuzda ilerleyen yaşına bağlayıp, gülüp geçtiğimiz, "Türkiye gelirse Avrupa biter" mealindeki sözlerininin bu kadar hızla benimseniyor olması irkiltici. Yıllardır laik, cumhuriyetçi, demokrat ve solcu bildiğiniz bazı şahsiyetlerin "Bence bir mahzuru yok ama kamuoyu istemiyor, ne yapalım" şeklindeki yalpalamalarıysa inanılmaz.

Çifte standart
Ortada bir ikiyüzlülük, daha yumuşak bir ifadeyle bir çifte standart olduğu, şu soruyu sorduğunuzda hemen ortaya çıkıyor: "Madem istemiyordunuz, neden Kopenhag Kriterleri vs. diye bizi yıllarca oyaladınız?" Bazıları bu soruyu "Mesele kültürel değil, Avrupa'nın nasıl büyüyeceği tartışmalarıyla ilgili" diye geçiştirmeye çalışırken, daha açıksözlü olanlar "Çünkü kimse Türkiye'nin bu kriterleri bu kadar hızlı yerine getirebileceğini tahmin etmiyordu. Artık iş ciddiye bindi, başka mazeret kalmadı" cevabını veriyorlar.

Bir diğer çifte standarta Türkiye'nin ABD ile ilişkileriyle ilgili tanık oluyoruz. Fransızlar, ABD'nin "Büyük Ortadoğu Projesi" (BOP) olarak bilinen yeni girişimini kaygıyla izliyor ve Washington'ın bu kapsamda Ankara'ya ciddi bir rol biçeceğini varsayıyorlar. Bütün bunlara bağlı olarak Türkiye'nin AB içinde "ABD'nin Truva atı" olacağı endişesi var. Halbuki Irak'ın işgalinde görüldüğü gibi, ABD'nin, İngiltere ve İtalya başta olmak üzere yeteri kadar Avrupalı partneri zaten mevcut. Üstelik Washington'a en sert darbeyi de 1 Mart 2003'te ikinci tezkereyi reddeden TBMM indirmişti.

Chirac faktörü
Bütün bu karanlık tabloya rağmen Ankara Fransa konusunda hiç de ümitsiz değil, çünkü çok ama çok güçlü bir destekçisi var: Cumhurbaşkanı Jacques Chirac. Partisinin seçim kampanyasını tekzip eder bir şekilde Türkiye lehine kapsamlı ve ikna edici çıkışlar yapan Chirac, Aralık ayında karar anı geldiğinde ülkesi için belirleyici isim olacak.

Zaten yaygın bir iddiaya göre Fransa'daki Türkiye karşıt havanın tek bir nedeni var: 13 Haziran'da yapılacak olan Avrupa seçimleri. Daha sonra her şeyin eskisi gibi devam edeceği söyleniyor. Yine de Türkiye'nin, birilerinin seçim kampanyasının günah keçisi olarak kullanılması hem bizler, hem Fransızlar, hem de Avrupa için çok üzücü.

DİĞER YENİ YAZILAR