Fethullah Gülen hiç kuşku yok ki günümüz Türkiye'sinin en önemli İslami şahsiyeti, onun lideri olduğu cemaat de Türkiye'nin en güçlü, yaygın ve etkili cemaati. Dolayısıyla Gülen ve cemaatinin sıklıkla gündeme gelmesi, getirilmesi normal. Sorunlar, Gülen etrafındaki tartışmaların esas olarak iki uç, yani bağlıları ve düşmanları tarafından yürütülüyor olmasından kaynaklanıyor. Bize birbirine taban tabana zıt iki Gülen portresi çiziliyor ve bunlardan birini kabul etmemiz isteniyor. Örneğin birileri sırf Gülen'le dost olduğu için Bülent Eccvit'i bile laiklikten aforoz etmeye kalkıyor, diğerleri de cemaatin herhangi bir faaliyetinden fazla heyecanlanmadığını söyleyenleri, bir tekzip ve eleştiri fırtınasına (Hürriyet yazan Ahmet Hakan'ın başına geldiği gibi bunlara galiz küfürler de eşlik edebiliyor) tutuyorlar.
Gülen'in sıfatları
Son günlerde başta ABD olmak üzere, Türkiye dışında Gülen lehine yoğun bir kampanya yürütülüyor. O bir "demokrat", "sivil toplumcu", "diyalog insanı", "mutasavvıf" ve "sürgün" olarak yüceltiliyor. Bu tanımlamalar acaba ne derece isabetli?
Demokrasi: Fethullah Gülen'in "28 Şubat mağduru" olması onu tek başına "demokrat" yapmaya yetmiyor. Çünkü Gülen 28 Şubat'a karşı çıkmadı, hatta desteklediği bile söylenebilir. 16 Nisan 1997'de Kanal D'de "Yalçın Doğan ile Güncel" programının konuğu oldu ve Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) kararlarına destek verdi, Necmettin Erbakan'ın başbakanlıktan istifasının Türkiye'nin yararına olacağını Hazreti Ömer'in yaşamından örneklerle anlattı.
Daha sonra ABD'de bir grup Türk gazeteciye verdiği röportajda oylarının "yüzde 15'in bile altına" düştüğünü tahmin ederek, RP'yi kapatmak yerine, hakkındaki dava sürerken seçime gitmenin devlet açısından "daha makul" olacağını söyledi. (Milliyet, 31 Ağustos 1997) Ama 28 Şubatçılar bir kasetle onu da hedef tahtasına yerleştirdiler.
Sivil Toplum: Gülen ve cemaati, Nilüfer Göle'nin AKP için söylediğine benzer bir şekilde, hem kendi dönüştü, hem Türkiye'yi dönüştürdü. Zamanla kabuğunu kırdı, ama hep "güvenilir" ve "denetlenebilir" kanallardan dışa açılmaya çalıştı. Sonuçta ne Gülen cemaatinin tam anlamıyla şeffaf olduğu, ne de cemaat içindeki kaü hiyerarşik yapının, bu süreçte epey esnemesine rağmen, kırıldığı söylenebilir.
Kaldı ki Gülen esas olarak topluma değil devlete bakıyor. Kendisinin "istihbarat" merakıysa ayrıca dikkatleri çekiyor. Örneğin Aksiyon dergisi, Fransa'daki benzeri olayların Türkiye'de yaşanıp yaşanmayacağını sorduğunda, "Buna meydan vermemek için bütün istihbarat örgütlerinin tetikte olması gerekir. Emniyet, JÎTEM ve Milli İstihbarat Teşkilatı istese Türkiye'de kuş uçurtmaz" diyerek topu istihbaratçılara atabildi.
Diyalog: Gülen'in dinlerarası diyalog çabalan "derin devlef'i ve bazı milliyetçi-muhafazakârları tedirgin edecek ölçüde sahici ve etkili.
Tasavvuf: Cemaati özellikle Batı'da tasavvufi bir imaj vermeye özen gösteriyor, ama Ali Bulaç'ın da yazdığı gibi Gülen tasavvufa açık olmasına ve çok ciddi liderlik vasıfları taşımasına rağmen asla bir tarikat şeyhi değil.
Sürgün: Takipçileri Gülen'in sağlık sorunları nedeniyle ABD'de bulunduğunu, iyileşir iyileşmez döneceğini belirtiyorlar. Gülen de 22 Haziran 1999 akşamı, ABD'den Show TV'ye telefonla bağlanarak Reha Muhtar'ın sorularını yanıtlamış ve "Ölürsem Türkiye'de ölürüm. En büyük sıkıntım şu anda Türkiye'de olmamak. Geleceğim" demişti.
Bekliyoruz.
Fethullah Gülen'i tartışmak
Fethullah Gülen hiç kuşku yok ki günümüz Türkiye'sinin en önemli İslami şahsiyeti, onun lideri olduğu cemaat de Türkiye'nin en güçlü, yaygın ve etkili cemaati. Dolayısıyla Gülen ve cemaatinin sıklıkla gündeme gelmesi, getirilmesi normal...
Haberin Devamı

