'Establishment'in cazibesi

Bingöl cadde ve sokakların-daki görüntülerin ilk akla getirdiği sorulardan biri "Böyle bir Türkiye'yi Avrupa'ya alırlar mı?" oldu

Haberin Devamı

Bingöl cadde ve sokakların-daki görüntülerin ilk akla getirdiği sorulardan biri "Böyle bir Türkiye'yi Avrupa'ya alırlar mı?" oldu. AB'ye tam üyelik süreci için, kendi deyimiyle "varını yoğunu ortaya koyan" hükümetin, daha polisin gösterici coplamasını açıklamakta zorlanırken, "havaya ateş açan" dürbünlü-otomatik silahlı, kar maskeli özel timleri nasıl makul gösterebileceği merak konusu. Ama bundan daha can alıcı soru şuydu: AKP iktidarı bu görüntüleri halka nasıl izah edecek? Bu sorunun cevabı kısa süre içinde geldi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan suçluyu hemen ilan etti: "Kamu düzenini bozmak isteyen provokatörler." Erdoğan, deprem gibi olayların istismara açık olduğunu ve ellerinde istihbarat kaynaklarından gelme bilgiler olduğunu söyledi.

Peki kim bunlar?
Başbakanın bu açıklaması şu soruyu gündeme getiriyor: "Madem bu konuda raporlar vardı, neden gerekli önlemler alınmadı? Şu ya da bu şekilde Türkiye'yi savaşa sokmayan AKP hükümeti, Irak ya da Filistin sokaklarını hatırlatan, devletle halkı karşı karşıyaymış gibi gösteren bu sahnelerin ortaya çıkmasını nasıl olup da engelleyemedi?" Bir diğer soru da şu: Bu provokatörler kim olabilir? Eğer bu iddia doğruysa, galiba tek ihtimal PKK/KADEK militanları ya da sem-patizanları. Hal böyleyse, yakın dönemde Türkiye'yi yine sıkıntılı günler bekliyor demektir.

Beyaz Türklere karşı
Erdoğan'ın açıklamaları, partisinin ve bizzat kendisinin ne kadar ciddi bir değişim, hatta dönüşüm yaşadığını da gözler önüne seriyor. Örneğin Abdullah Gül, daha RP yıllarından itibaren Türkiye'deki temel çelişkiyi tarif ederken iki İngilizce kavrama başvururdu: "establish-ment" (kurulu düzen ve "grassroot" (kitleler). Gül'e göre kendileri Türkiye'nin tek "grassroot", yani kökleri toplumda olan hareketiydi. Toplumda kök salmış bu hareketin tartışmasız lideri, belediye başkanlığı elinden alınan, hapis yatan ve siyaset yapması yasaklanan Tayyip Erdoğan'dı. Kimilerine göre o "beyaz Türklere" karşı "zenci Türklerin beklediği liderdi. AKP'nin seçim zaferinin ardında bu söylem çok etkili oldu. Ama AKP lideri, devletle toplumun karşı karşıya geldiği Bingöl olaylarında, tercihini, devletten yana yapü. Diğer bir deyişle "halk adamı" kalmak yerine "devlet adamı" olmayı seçti. Halbuki depremden dolayı "sistem"i suçlayanların en insafsızlarının bile AKP ile alıp veremediği pek bir şey yoktu. Sistemin yıllar boyu "kamu düzenini bozmak" ve "halkı tahrik etmek" le suçladığı kişilerin ilk ciddi olayda benzer suçlamalarla kamuoyu karşısına çıkmaları; haklarında yazılan istihbarat raporlarından çok çekmiş olanların, açıklamalarını " gerektiği zaman belki açıklayabilecekleri" istihbari bilgilere dayandırmaları bir kez daha siyasetbilimin şu sözünü akla getiriyor: "İktidar terbiye eder."

DİĞER YENİ YAZILAR