Erdoğan ve Gül'ün birbirlerine kırılma lüksleri yok

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a kırgın olduğuna dair haberin Vatan da yer aldığı gün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü görme ve bu konuyu kendisine sorma imkanım oldu. Tabii ki iddiaları yalanladı

Haberin Devamı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a kırgın olduğuna dair haberin Vatan da yer aldığı gün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü görme ve bu konuyu kendisine sorma imkanım oldu. Tabii ki iddiaları yalanladı.

Bunda şaşacak bir şey yok: Yıllardan beri birbirini tanıyan, Milli Görüş hareketi içindeki "yenilikçi" kanat içinde birlikte hareket eden ve AKP ile tam bir kader birliği içine girmiş olan Erdoğan ile Gül'ün birbirlerine kırılma, küsme gibi lüksleri yok. Çünkü birbirlerini çok iyi tamamlıyorlar. Ama aralarındaki "meşrep farkları" nın son dönemde iyice su yüzüne çıktığı da bir gerçek.

Öncelikle Cüneyd Zapsu konusu: AKP içinde, kime yakın olurlarsa olsunlar, Zapsu'nun bir günde dört büyükelçiyle görüşmesinden rahatsız olmayana rastlamadım. "Daha Başbakan kendisine yeni sahip çıkmıştı. Bir müddet ortalarda gözükmemesi gerekirken o çıktı Yasin el Kadı yüzünden yıpranan imajını tamir etmeye kalktı."

Bu sözler genel hissiyatı yansıtıyor. AKP'liler, bu görüşmelerin basına bizzat Zapsu tarafından sızdırıldığına inanıyor, en çok da buna kızıyorlar.

Gül ve çevresini Sabah Gazetesi'nin Zapsu için "Gölge Dışişleri Bakanı" manşeti atması epey öfkelendirmiş. Zapsu'nun gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı'yla iyi ilişkilerinin olması kafalarda soru işaretleri doğurmuş.

AKP içindeki iktidar çekişmeleri büyük ölçüde medya üzerinden yürüyor. Bu noktada muhafazakâr yayın organlarından ziyade büyük medyanın daha belirleyici olduğu görülüyor. Örneğin Altaylı, yine Zapsu'nun dostu olan Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök ve bazı köşe yazarları değişik vesilelerle Başbakan Başdanışmanı Prof. Ahmet Davutoğlu'na ve onun öncülüğünü yaptığı "stratejik derinlik" yaklaşımına sert bir şekilde eleştiriyorlar. Buna karşılık Prof. Davutoğlu'na son dönemde, yine aynı yayın organlarındaki bazı yazarların sahip çıktığı gözleniyor.

Prof. Davutoğlu'nu ilginç ve daha önemli kılan hem Erdoğan, hem Gül ile aynı yakınlık ve yoğunlukta çalışması. Onun gibi ikinci bir danışman pek yok. Ortadoğu eksenli dış politikanın son derece öne çıktığı günlerde Prof. Davutoğlu'nun iki lider arasında bir nevi köprü işlevi gördüğünü de söyleyebiliriz.

Üslup farkları
Ama Erdoğan ile Gül dış politikada her zaman aynı şeyleri söylemiyorlar. Erdoğan'ın AB konusuna eskisi kadar sahip çıkmadığı, Kıbrıs'ta eski çizgiye dönüş sinyalleri verdiği (örneğin Rauf Denktaş'ı ziyaret etmesi çok ciddi bir mesajdı) dikkat çekiyor.

İki lider arasında belirgin bir üslup farkı da var ve bu nedenle zaman zaman birbirlerini zor durumda bırakabiliyorlar. Ayrıca Gül, Türkiye'de dengeli ve ölçülü olmanın sembolü haline gelmiş olan Dışişleri bürokrasisiyle belli bir uyum yakalamış durumda. Çoğu durumda o susuyor, diplomatlar konuşuyor.

Buna karşılık Erdoğan hep konuşmak durumunda. Çünkü yakın çevresinde bir bölümü sorun çözmekten çok sorun çıkartan danışmanlarından başka pek kimse yok. (Sahi Başbakanlık Müsteşarı Prof. Ömer Dinçer'e, onun "Kamu Yönetimi Reformu" ve "Yerel Yönetimler Reformu" projelerine ne oldu?)

AKP içinde fraksiyonlar, kanatlar olmasa da Erdoğan ve Gül'ün, hatta Bülent Arrnç'ın birer odak oluşturdukları kesin. Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde AKP'de kartların yeniden karıştırılma ihtimali hayli yüksek olduğu için bu odaklar etrafında yaşanacak şekillenmeler daha fazla önem kazanacak. Erdoğan, Gül ve Arınç birbirleriyle herhangi bir açık çekişme, çatışma içine girmeyecekleri için biz gazetecilerin gözleri esas olarak onların yakın çevrelerinin üzerinde olacak. - BİTTİ -

DİĞER YENİ YAZILAR