Erdoğan kapıyı araladı, Baykal yüzüne çarptı

Haberin Devamı

Dün Ankara’ya pek fazla beklentiyle gelmemiştim. AKP’nin mutabakat arayışına girişeceği belliydi ancak muhalefetin buna yanaşabileceğinin işaretleri yok denecek kadar azdı. İlk olarak MHP’ye baktık. Partinin üst düzey ismi bana aynen şunları söyledi: “Toplumda bir mutabakat beklentisi var. Ama bu AKP ile bizim değil AKP ile CHP arasında bir mutabakat olmalı. Biz seyretmeyi tercih edeceğiz.”

Nitekim biraz sonra MHP lideri Bahçeli konuşmasında, parti kapatmayla ilgili tutumlarında herhangi bir değişiklik olmayacağını tekrarladı. Bahçeli’nin, kendilerini AKP ile ittifaka sevk etmek için gayret sarf eden bazı çevrelere sert tepki göstermesi, onları MHP’nin fikri çizgisine karşı kesimler olarak tanımlaması dikkat çekiciydi. Bahçeli’nin konuşmasından MHP’nin AKP’yi kurtarmak için seferber olmayacağı sonucunu çıkarttım. Türban olayında ağızları yandıkları için bu sefer aşırı dikkatli davranacağa benziyorlar.

AKP’nin yol haritası

Ardından sıra AKP’ye geldi. Erdoğan partisinin milletvekillerine yaptığı ve çok öenmli olduğunu vurguladığı konuşmasında, kapatma davasının ekonomik ve siyasi yükleri olduğunu; bunları halka ödetmeme görevinin siyasetçilere düştüğünü ve çözüm için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi. Ama nasıl bir çözüm olacağını somut bir şekilde dile getirmedi.

Anladığım kadarıyla AKP henüz tam olarak neyi nasıl yapacağına karar verebilmiş değil. Yine de Başbakan’ın sözlerinden ve yakın çevresiyle yaptığım sohbetlerden iktidar partisinin şu noktalara dikkat edeceğini çıkarıyorum:

1) AKP yargı sürecine müdahale edici tutumlardan sakınacak. Özellikle Başsavcı’ya ek iddianame hazırlama imkanı sağlayacak söylem ve davranışlardan uzak durulacak;

2) İlk günlerin tepkisel duygusallığı terk edilip daha serinkanlı, sakin, yumuşak ve en önemlisi gerçekçi bir üslup benimsenecek;

3) Siyasi gerilimin mümkün olduğunca azaltılmasına çalışılacak;

4) AB reformlarına ve demokratikleşmeye ağırlık verilecek;

5) Ekonomik istikrarın bozulmaması için her şey yapılacak;

6) Çok ciddi bir savunma hazırlanacak;

7) Anayasa değiştirilmek için yürütülecek çalışmalara muhalefetin de katılması için uğraşılacak.

Baykal kendini aştı

AKP Grubu’nda estirilen “yumuşama” havaları, “sağduyu”, “mutabakat” çağrıları çok kısa bir süre sonra Deniz Baykal tarafından geçersiz kılındı. Bu cümleden, “Erdoğan uzlaşma istiyor Baykal kaçıyor” sonucu çıkarılmasın. Çünkü Baykal konuşmasında AKP liderini, Cumhurbaşkanlığı ve türban konuları olmak üzere defalarca uyardığını ve Başbakan’ın bunları dinlemediğini söyledi ki pek haksız sayılmaz. Hatta Başbakan’ın ana muhalefet lideriyle nerdeyse iki yıldır görüşme ihtiyacı hissetmediğini de biliyoruz. Şimdi AKP’nin kapatılma ihtimali üzerine bu tür diyalog çağrıları yapınca, yılların kurt politikacısı Baykal da yakaladığı fırsatı sonuna kadar kullanıyor.

Dün bunu bütün çıplaklığıyla gördük. Baykal geçen hafta partisinin TBMM Grup toplantısında konuşmamıştı. Dünse bu açığı fazlasıyla telafi etti; nerdeyse iki haftalık bir konuşma yaptı. CHP liderini TBMM’de birçok kez izlemiş biri olarak Baykal’ın dünkü performansıyla kendisini aştığını söyleyebilirim. Baykal öyle bir konuşma yaptı ki “Türkiye’de muhalefet boşluğu var” diyenleri tek kelimeyle mahçup etti. Öyle ki, dün itibariyle, ortada muhalefetle ilgili bir sorun varsa bunun “boşluk” değil “doluluk” tan kaynaklandığını pekala ileri sürebiliriz. Burda “doluluk”tan, Baykal’ın AKP ve Erdoğan’a yönelik eleştirilerinden ziyade bunları dile getiriş biçimini kastediyorum.

Eğer Baykal dünkü pozisyonundan geri adım atmazsa ki atmayacağına dair nice açık mesaj verdi, parti kapatmayı zorlaştıracak bir Anayasa değişikliği bu Meclis’ten zor geçer. Kuşkusuz iktidar partisi muhalefete gidecektir, ama bu temaslardan bir sonuç çıkması pek beklenemez.

Diyelim AKP, MHP’yi yanına almayı başardı, CHP değişiklikleri yine Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacaktır. AKP’lilerin çok sık kullandıkları referandum kozunu hayata geçireceklerine hiçbir zaman fazla ihtimal vermedim. Ancak dün Meclis’ten, AKP’nin referandumdan başka seçeneği kalmadığı izlenimiyle ayrıldım. Yine de “siyasette her şey olur” deyip gelişmeleri yakından izlemeye devam etmekte fayda var.

DİĞER YENİ YAZILAR