Erdoğan’ın karizması mı, Gül’ün imajı mı?

Haberin Devamı

Abdullah Gül’ü 1991’de RP’den milletvekili adayı olduğundan beri tanırım. Kayseri’de seçim kampanyası sırasında beni öylesine şaşırtmış ki “Sizden politikacı olmaz” demiştim. Gül önce RP, ardından FP ve nihayet AKP’deki yol arkadaşları arasından sıyrılmasını, bu partilere oy vermemiş, hatta bunlardan ürken kesimlere de belli ölçülerde güven vermesine; bunu da işte bu “politikacıya benzemeyen politikacı” üslubuna borçludur.

Bazıları Gül’ün “makul, medeni ve herkesi kucaklayıcı” görüntüsünün aldatıcı olduğunu düşünüyor, hatta onun Erdoğan’a kıyasla “daha İslamcı” olduğunu ileri sürüyor. Hatta Erdoğan’a yakın bazı isimlerin de Gül karşıtı propagandaya katkıda bulunduğu söyleniyor. Doğrudur, pekala “sözde ılımlı, özde radikal” olunabilir. Ama söz’ün sıklıkla öz’ü belirlediği de unutulmamalıdır.

Gül ile Erdoğan arasında aslında bir fark olmadığı, birinin “iyi”, diğerinin “kötü polis”i oynadığı iddialarıysa hiç inandırıcı değil.

Nitekim Cumhurbaşkanlığı adaylığı açıklandığında içerde ve dışarda pek çok farklı kişi ve çevre Gül’e açık destek verdi. Bu coşkulu destek, Başbakan Erdoğan’ın aynı kesimlere yeterince güven telkin edememiş olduğunun da teyidiydi.

Gül’ün Köşk ısrarı

Ne var ki 27 Nisan muhtırasıyla bu desteklerin çoğu çekildi, Gül seçilemediği gibi ciddi bir biçimde yıprandı. Cuma günü Başbakanlık’taki makamında yaklaşık bir saat sohbet ettiğim Gül’de bu sürecin yorgunluğu ve moral bozukluğunu gözledim. Buna karşılık, çelişkili bir biçimde, kendine güveninin daha da artmış olduğunu gördüm.

Açmaya çalışayım: Bana göre Gül’ün gönlünde cumhurbaşkanlığına değil de başbakanlık vardı. Erdoğan’ın Köşk’e çıkıp hükümeti kendisine devretmesini umuyordu. Buna rağmen “herkesin cumhurbaşkanı” olma sloganıyla adaylığa sahip çıktı. Olmayınca da, kendi iradesiyle adaylığını çekti.

Sohbetimizden edindiğim izlenim, Gül’ün cumhurbaşkanlığı fikrini iyice benimsemiş olduğu. Öyle ki, halk tarafından seçilmesi durumunda kesinlikle adaylığını ilan edeceğini düşünüyorum. TBMM tarafından seçilmesi durumunda da Gül’ün isminin epey dolaşacağı muhakkaktır.

Mitingleri anlamak

Neden böyle bir izlenime kapıldığıma gelince... Gül ile uzun uzun cumhuriyet mitinglerini tartıştık. Onun “bindirilmiş kıtalar” gibi kolaycı ve küçültücü açıklamalara sığınmak yerine bu toplumsal olguyu ciddiye aldığını, anlamaya çalıştığını gördüm, hatta bunun için birtakım girişimlerde bulunduğunu öğrendim.

Gül isabetli bir şekilde, kürsüdekilerin mitinglere katılanları tam olarak temsil etmediklerini, örneğin Batı düşmanı söylemin katılımcılar tarafından tam olarak benimsenmediğini kavramış. Daha önemlisi, Gül bu kitleleri “öteki” olarak görmüyor, “birkaç aşırı dışında” tümüyle birebir ilişki ve iletişim kurabileceğine inanıyor.

Bu noktada, Prof. Şerif Mardin’in, kendisiyle yaptığımız röportajda dile getirdiği “mahalle baskısı”, “mahalle havası” kavramlarını da tartıştık. Gül röportajı okumuştu ve Prof. Mardin’in tespitlerine bir itirazı yoktu. Öyle ki, sıkı bir takipçisi olduğu Necip Fazıl Kısakürek’in “ham softa-kaba yobaz” tanımlamasının da benzer kaygıların ürünü olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanının halk tarafından seçileceğine, en azından bu seferlik, inanmıyorum. Peki o zaman Gül’ün genel seçimlerdeki tavrı ne olacak? Daha doğrusu AKP ne yapacak? Gül’ün herkesi kucaklayıcı üslubunu mu temel alacak, yoksa her zaman olduğu gibi seçim kampanyasını Erdoğan’ın karizması üzerine mi inşa edecek?

Yapılacak tercih, sadece AKP’nin değil Türkiye’nin kaderinde de etkili olacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR