Erdoğan çok geç kalmıştı, şimdi de çok acele ediyor

Haberin Devamı

Üniversitelerdeki türban yasağına başından itibaren karşı çıkmış biriyim. Bu yüzden, yeni deyimle “kendi mahallem”den çok eleştiri aldım, almaya da devam ediyorum. Türban yasağına karşı çıktım, çünkü bazılarının ısrar ettiğinin aksine, türbanın bir “gericilik” değil, dindar kadınların “modernleşmesi”nin sembolü olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki türban yasağına karşı çıkmak türbanı savunmak anlamına da gelmez. Şahsen ben “türbanlıları” ve onların öğrenim özgürlüklerini savundum, yasak sürdükçe de savunacağım. 28 Şubat sürecinin en çetin günlerinde, en hızlı İslamcıların bile yalnız bıraktığı, örneğin Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden türbanlılara destek vermekten çekinmedim, şartlar ne olursa olsun yine aynı tutumumu sürdürmekte kararlıyım.

Yasak kalkarsa başlarını örtmeyen kızlar üzerinde, özellikle taşra üniversitelerinde manevi baskı uygulanacağı tahminlerini hiç yabana atmamakla birlikte, bunun türbanlıların özgürlüklerini engellemenin bahanesi olarak kullanılamayacağına inanıyorum.

AKP’nin yanlışları


Bu uzun girişten sonra AKP’nin üniversitelerdeki türban yasağını yeni anayasa aracılığıyla kaldırmadaki ısrarını anlayamadığımı belirtmek isterim. AKP’liler başından itibaren bu konuyu ele almaktan ısrarla kaçınmış, “Gündemimizin en önemli maddesi değil” demiş, çok sıkışırlarsa da “Toplumsal uzlaşma arayacağız” deyip çözümü belirsiz bir geleceğe ertelemişlerdi.

Bu seçim döneminde de AKP’liler aynı ürkekliği sürdürdüler. 12 AKP mitingi izledim. Hiçbirinde Erdoğan veya başka bir AKP yetkilisinin ilk iş olarak bu yasağı kaldıracakları yolunda bir vaatte bulunduklarına şahit olmadım.

Peki şimdi ne oldu da yasağı kaldırmak “birinci görev” oldu? Anlaşılan AKP yönetimi yüzde 47’ye yakın oyu türban konusunda toplumsal mutabakatın sağlanması olarak okuyorlar. Ancak yanlış yapıyorlar. Çünkü:

1) Bu çıkış, AKP’nin seçim öncesi transferlerle açıkça dile getirmiş olduğu ve aldığı oyla teyit edilmiş gibi gözüken “merkeze taşınma” stratejisiyle birebir örtüşmüyor. Nitekim şu ana kadar AKP’nin yeni transferleri türban konusunda pek bir görüş dile getirmiş değiller.

2) Erdoğan seçim gecesi kendilerine oy vermeyen kesimlere, onların kaygı ve beklentilerini anladığını söylemiş ve adımlarını bunlara göre atacaklarına dair söz vermişti. Şimdiyse, sayıları ve etkileri ne olursa olsun, yasağın kalkmasını “devlet eliyle toplumun yukarıdan aşağıya İslamileştirilmesi” olarak görenleri pek umursar gözükmüyor.

3) Her ne kadar AKP’liler bundan rakiplerini sorumlu tutsalar da, yeni anayasanın türbanla birlikte anılmasında kendilerinin katkısı da hayli fazla. Yeni, sivil ve özgürlükçü bir anayasaya ilkesel olarak karşı çıkan bazı çevreler bu türban ısrarından cömertçe istifade etmeye başladılar bile.

Çözmek yerine çözümsüzleştirmek

Sonuç olarak, AKP yönetiminin türban ısrarını aceleci buluyor, zamanlaması, üslup ve yönteminin yanlış olduğunu düşünüyorum. Bu noktada çıkan gerilimin kısa sürede bir krize dönüşme ihtimali çok yüksek. Böylesi bir kriz AKP’nin merkeze taşınma arzusuna büyük darbe indirebilir; toplum içinde zaten varolan kamplaşmayı daha da derinleştirebilir ve yeni anayasayı daha doğmadan öldürebilir. Bütün bu olumsuzlukların faturasının bir şekilde yine türbanlı kızların sırtına yıkılacağını kestirmekse hiç güç olmaz.

Erdoğan türbanı bir oldubittiyle anayasaya sokmaya çalışmak yerine, o hep sözünü ettiği “toplumsal uzlaşma”yı sahiden aramak için gerekli mekanizmaları işletmeye başlarsa çok daha hayırlı bir iş yapmış olur. Aksi takdirde genç kızların başları örtülü bir şekilde Türkiye üniversitelerinde okuyabilmeleri iyice imkansız bir hal alabilir.

Peki bu noktadan dönüş mümkün mü? Kesinlikle evet. Bu aşamada Cumhurbaşkanı Abdullah Gül pozitif ve belirleyici bir rol oynayabileceğini söyleyip bunu tartışmayı yarına bırakalım.

DİĞER YENİ YAZILAR