"Bin Ladin öldü", "Zarkavi yakalandı"... 11 Eylül'ün üzerinden o kadar zaman geçti ama dünya kamuoyu hâlâ bu tür haberlerle oyalanıyor. Hayır, bunlar Amerikan psikolojik savaş uzmanlarının ürettiği birer dezenformasyon değil. Tam tersine Washington'un El Kaide'ye karşı inisiyatifi henüz tam olarak kazanamadığının kanıtları.
Bir başka örnek: Başkan Bush, El Libbi adlı İslamcı militanın Pakistan'da yakalanmasını "Teröre karşı savaşta kritik zafer" ilan etti. Ama bu kişinin El Kaide'nin üçüncü ismi değil de sıradan bir militanı olduğu hemen anlaşıldı.
Daha önce de, çok kişi Usame bin Ladin'in ABD'nin elinde olduğuna, Bush'un seçimlerden hemen önce bunu açıklayarak kazanmayı garantileyeceğine ciddi olarak inanıyordu. Bu komplo teorisi de öncekiler gibi asılsız çıktı.
Her zaman, her yerde, her şekilde
ABD için başarının -en azından şimdilik- söz konusu olduğu doğru. Washington savaşı kendi topraklarından İslam ülkelerine taşıyarak stratejik olarak ciddi üstünlük yakalamış durumda. El Kaideciler önce Afganistan'da yoğunlaşmışlardı, şimdi tüm güçleriyle Irak'ta savaşıyorlar.
Bu hep böyle sürmeyebilir. Dünya onların 1990'larda nasıl yeşerdiğini yeni yeni kavrarken, Irak'taki deneyimden çok daha yetkinleşerek çıkacak olan El Kaideciler "Her zaman, her yerde, her şekilde" saldırabilecek donanıma sahip. Amerikan topraklarında gerçekleşecek yeni bir terör eylemi, Bush yönetiminin yeniden kazandığı özgüveni altüst etmeye yetecektir.
Dönüştürücü dış politika
Böylesi yeni bir saldın 11 Eylül'den daha vahim sonuçlara yol açabilir ve dünyayı belki de "medeniyetler çatışması"na götürebilir. Çünkü Washington, terörle mücadeleyi bir "savaş" olarak algılıyor. Amerikan stratejisi, saldırıyı engelleme üzerine inşa edilmiş durumda.
Tüm dünya, global terör tehdidinin sürmesinden şikayetçi. Ama ABD başta olmak üzere Batı'nın buna karşı herhangi bir elle tutulur cevabı yok. 11 Eylül sonrası saldıracak bir Afganistan vardı, yetmedi Irak icat edildi. Peki bugün yaşanacak bir terör eyleminin ardından ABD nereyi işgal edecek, İran veya Suriye mi?
Aslında Amerikalı yeni-muhazakârların geliştirdiği "dönüştürücü dış politika", yani İslam dünyasını demokratikleştirme perspektifi, teröre karşı kalıcı çözümlere kapı aralayabilir. Ama Başkan Bush, Suudi prensi Abdullah ile elele tutuştu, Pakistan'da Müşerref yönetimini savaş uçaklarıyla ödüllendirdi, Mısır'da Mübarek'in muhalefeti bastırmasına sessiz kaldı. Kısacası "özgürlük, ille de özgürlük" derken pek de samimi olmadığını ortaya koydu.
Biz çoktan unuttuk
Peki global terör tartışmasında Türkiye nerede duruyor? Hiçbir yerde. Bizim 11 Eylülümüz olan 15-20 Kasım 2003 terör eylemlerini çoktan unuttuk. "Biz El Kaideyiz" diyen Harun İlhan'ın sayfalar tutan savunmasını kimsenin ciddiye alıp analiz ettiği yok. Ne Irak'ta ölen ya da tutuklanan Türk gençleri, ne de ölmeyip geri döneceklerin geleceği pek umurumuzda değil.
Topraklarımızda yeni bir terör eylemi yaşanması durumunda vereceğimiz tepkiler de belli: Kimimiz bunu El Kaide'ye değil yabancı servislere atfedecek; çoğumuz güvenlik güçlerini ve istihbarat birimlerini suçlayacak; hepimiz "neden biz?" diye soracak ve "aslında hedef biz değiliz, ülkemizdeki yabancılar" diye kendimizi avutmaya çalışacağız.
El Kaide yeniliyor mu?
"Bin Ladin öldü", "Zarkavi yakalandı"... 11 Eylül'ün üzerinden o kadar zaman geçti ama dünya kamuoyu hâlâ bu tür haberlerle oyalanıyor. Hayır, bunlar Amerikan psikolojik savaş uzmanlarının ürettiği birer dezenformasyon değil. Tam tersine Washington'un El Kaide'ye karşı inisiyatifi henüz tam olarak kazanamadığının kanıtları
Haberin Devamı

