El Kaide Türkiye'ye meydan okuyor

15 Kasım 2003'teki sinagog saldırılarından iki gün sonra, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi danışmanı, AKP Adana Milletvekili Ömer Çelik, Sabah Gazetesi'ndeki köşesinde şöyle yazdı

Haberin Devamı

15 Kasım 2003'teki sinagog saldırılarından iki gün sonra, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi danışmanı, AKP Adana Milletvekili Ömer Çelik, Sabah Gazetesi'ndeki köşesinde şöyle yazdı: "Terör yapacağını yapmıştır ve bundan sonrasında da bunun arkasının geleceği mesajını yayarak gücüne güç katmaya çalışmaktadır. Bizim yapacağımız ise açıktır ve tektir: Bu mesajı almayacağız. En lanetli yoldan tebliğ edilen bu mektubu tebellüğ etmeyeceğiz."

Nitekim aynı gün Başbakan "Devletime ya da hükümetimize terör yoluyla verilmek istenen mesaj varsa o mesajı elimin tersiyle ittiğimi ve ayaklarımın altına aldığımı tüm dünyaya haykırıyorum" diye sert bir çıkış yaptı.

Bu tavır bir kararlılık mı, yoksa çaresizlik gösterisi miydi? Daha bunu tarüşamadan, üç gün sonra yeni bir şokla sarsıldık. El Kaide İstanbul'da, bu kez Britanya Başkonsolosluğu ve HSBC Bank'a saldırınca Erdoğan'ın bu resti havada kaldı.

Zevahiri hedef gösteriyor
Çok kötü günlerdi. "Neden biz?" diye soruyor ama cevabını duymak dahi istemiyorduk. "Türkiye hedef alındı, çünkü İslam dünyasının en modern, Batı ile içice, AB üyeliği söz konusu olan ve laikliği büyük ölçüde içselleştirmiş parçası. Yani El Kaide'nin hakim kılmak istediği İslam yorumunun en sahici alternatifi olarak görülebilir" dediğim için çok sert eleştirilere maruz kaldım.

24 Haziran Cumartesi günü El Cezire'de El Kaide'nin iki numarası Mısırlı Ayman el Zevahiri nin yeni bir video kaydı yayınlandı. Ebu Musab el Zarkavi'nin intikamını alacaklarını söyleyen Zevahiri, "İslamiyeti yolundan saptırıp Müslümanları aşağılama girişimleri" olarak önce Irak'ı, ardından Türkiye'yi saydı. Şöyle dedi: "Laik Türk modeline, bozgun ve aşağılanma kültürünün çocukları öncülük ediyor. Bunlar laikliğe boyun eğiyor, şeriat kurallarını reddediyor ve Amerikan üslerine selam duruyorlar. İsrail'i tanıyor, onunla güvenlik anlaşmaları imzalıyor ve askeri tatbikatlarda birlikte yer alıyorlar."

Çok açık: siz ne kadar "ben bu mesajı almıyorum" deseniz de onlar mesaj vermeye devam ediyorlar. Lafı dolandırmıyor, belki de ilk kez doğrudan ve açıkça Türkiye'yi hedef alıyorlar.

Ama Zevahiri'nin bu meydan okuması ne medyada gereğince yer bulacak, ne de kamuoyunda belli bir ilgi uyandıracak. Benim gibi, bu tehdide vurgu yapmaya çalışanlar da "felaket tellalı", "uğursuz" vb. olarak nitelenecek. Çünkü nasıl karşı durabileceğimizi bilmediğimiz için böyle bir tehdidin varlığını bile kabul etmek istemiyoruz.

Semboller savaşı
Ömer Çelik, yazısının son paragrafında şöyle yazıyor: "Terörün hedeflediği semboller ve kamplar kavgasıdır. Bunun tam tersi olacaktır: Türkiye tüm sembolleri ve toplum kesimleriyle teröre karşı ortak tavır alacaktır..."

Güzel bir temenniydi, ama ne 15-20 Kasım eylemlerinden, ne de Danıştay saldırısından sonra böyle olmadı. Türkiye, teröre topyekun karşı çıkmak bir yana, hiçbir temel konuda anlaşamadı. Her terör eylemi ülkeyi tam bir semboller savaşına ve kamplaşmaya sürükledi. AKP karşıtları faturayı hükümete kesmeye çalıştı, AKP'liler de terörün hükümeti hedef aldığını düşündü. Bunun tüm günahını AKP'ye yüklemek çok büyük haksızlık olur, başta Erdoğan olmak üzere AKP'lilerin de sorumluluğu çoktur.

Tehdit çok ciddi. Geçmişi bir kenara koyup, muhtemel bir El Kaide saldırısına karşı tüm Türkiye olarak nasıl bir karşılık vereceğimizi şimdiden tartışmamız şart.

Eğer El Kaide'yle mücadele etmek isteniyorsa, onun karşı çıktığı değerlere, sembollere samimiyetle sahip çıkmaktan başka bir yol yok.

DİĞER YENİ YAZILAR