Bugün gerçekleşecek olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan-ABD Başkanı George Bush görüşmesi ilk bakışta çok önemsenmiyordu. AKP hükümetinin fazlasıyla istekli, Bush yönetimi-ninse hevessiz olması bunu bir "zoraki görüşme" havasına sokmuştu. Birçokları buna bağlı olarak dudak büktü, "Ne konuşulacak ki!" diye sordu. Ama görüşme günü yaklaştıkça her iki taraf da kartlarını daha açık oynamaya, karşı tarafa eleştirilerini ve ondan beklentilerini daha gür sesle dile getirmeye başladı. Gelinen noktada bu görüşmenin Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğinde önemli bir eşik olmaya aday olduğunu söyleyebiliriz.
"Dostsanız gösterin"
Kimse bir "kriz"den söz etmiyor ama işlerin arzulandığı gibi gitmediği de kabul ediliyor. Amerikan tarafı, örneğin Ulusal Güvenlik Danışmanı Stephen Had-ley ilişkilerin "yeniden inşasından" söz ederken Türkiye daha yumuşak, örneğin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül "ortak vizyonun yeniden teyidinin" söz konusu olduğunu vurguluyor. Washing-ton'daki Türk ve Amerikalı uzmanların birleştikleri tanım ise "ilişkilerin onarımı."
Washington'un temel rahatsızlığının, Türkiye'deki Amerikan ve Yahudi karşıtlığı olduğu artık biliniyor. Önce isim verilmeden yapılan "Türk hükümeti Amerikan karşıtlığına karşı açıkça tavır alsın" çağrıları artık alenen seslendirilir oldu. Önceki gün Stephen Hadley'in de yaptığı gibi söylenen özetle şu: "Gerçekten dos-tumuzsanız yanımızda olun, karşımızda değil."
ABD karşıtlığı var mı?
İlk bakışta sorun basitmiş, hükümetin "merak etmeyin, hallederiz" demesiyle çözülecekmiş gibi gözüküyor. Ama AKP'nin kurmayları Türkiye'de ciddi bir Amerikan, hele Yahudi karşıtlığı olmadığı konusunda çok ısrarlılar. Üstelik önceki akşam Bakan Gül'ün söylediği gibi, bu tür iddialardan "fena halde alınıyorlar."
Zaten son altı aydır Washington'a gelen tüm AKP'liler böyle bir olgunun olmadığını, olsa da marjinal olduğunu, medya tarafından abartıldığını söylediler. Ve sorumluluğu medyaya yükleyerek sorunun çözülebileceğini sandılar, ama olmadı.
Hükümet ister inansın ister inanmasın Amerikan yönetimi böyle bir olgunun varolduğuna ve giderek daha da tehlikeli bir hal aldığına inanıyor. Bu bakımdan Başbakan Erdoğan'ın AKP Meclis Gru-
bu'ndaki konuşmasını, İsrail ziyaretini olumlu gelişmeler olarak kaydediyorlar. Ama daha fazlasını istiyor ve bekliyorlar.
AKP yetkililerinin böyle bir tehlikenin olmadığını kanıtlamaya yönelik açıklama girişimleri de yine Amerikalılar tarafından bu olgunun "üstünün örtülmesi" hatta "teşviki" olarak algılanabiliyor.
TSK faktörü
Genelkurmay 2. Başkanı Org. İlker Başbuğ'un Washington'da verdiği çok açık ve net mesajlar ve buna bağlı olarak gördüğü ilgiyse, Türk-Amerikan ilişkilerinde TSK'nın ne derece kritik bir konumu bulunduğunu ve yeniden ağırlığını hissettirmesi durumunda dengelerin nasıl kolaylıkla değişebileceğini bir kez daha kanıtladı. Washington'da son günlerde Türkiye'nin laik kimliğine ısrarlı bir şekilde vurgu yapıldığını da unutmadan ekleyelim.
Ama TSK-Pentagon ilişkilerinin yumuşak karnı da PKK. ABD Genelkurmay Başkanlığını devralacak olan Gen. Peter Pace'in, önceki günkü panelde Org. Başbuğ'un bütün ısrarlarına karşın bağlayıcı bir söz vermemesi ve sorunun eğitim ve ekonomiyle ilgili boyutlarını öne çıkartması PKK konusunu iki ülke arasında açık bir krize dönüştürebilir. Bu da tezkere ve çuval olayları nedeniyle derin ölçüde zarar görmüş olan iki ülkenin orduları arasındaki ilişkileri daha düzelemeden yeniden bozabilir.
Düğüm noktası: Amerikan karşıtlığı var mı yok mu?
Bush ve Erdoğan görüşmesinin ana gündemi Türkiye'de gittikçe arttığı söylenen Amerikan karşıtlığı olacak. PKK konusunda uzlaşma olmazsa yeni bir kriz ortaya çıkabilir
Haberin Devamı

