Yeni TBMM’de gözler en çok DTP’lilerin üzerinde olacak. Soru aslında çok basit: Grup kuracak sayıdaki DTP’lilerin varlığı bir fırsat mı, risk mi? Hemen ardından ek bir soru daha geliyor: DTP’lilerle 70 MHP milletvekili arasında nasıl bir hukuk oluşacak? Çatışma çıkması kaçınılmaz mı?
Aslında bu soruları seçimlerden bir ay önce de sormuş ve DTP’liler için esas maceranın 23 Temmuz’dan itibaren başlayacağını ileri sürmüştüm. Çünkü gerek bir parti olarak DTP’nin, gerekse onun TBMM grubunun içinde hayati konularda çok farklı görüş ve eğilimler bulunuyor. Bir kısmı klasik eski tip solcu, bir kısmı liberal; PKK ile aralarına belirgin bir mesafe koymaya çalışanlar da var her fırsatta “İmralı”yı gözetmeye dikkat edenler de. Ve DTP’de belirgin bir otorite boşluğu var. Arzu ederseniz buna “otorite çokluğu” da diyebilirsiniz.
Seçim moralsizliği
Eylül ayı ortalarında DTP’nin kongreye gitmesi bekleniyor. Herhalde milletvekillerinden biri, muhtemelen yine Ahmet Türk genel başkan olacak, Aysel Tuğluk da parti içindeki ağırlığını koruyacaktır. Ancak kongreyle birlikte DTP içinde birlik ve beraberliğin sağlanacağını beklemek iyimserlik olur. Çünkü partinin, ne kadar uğraşırsa uğraşsın yasadışı hareketin, yani İmralı ya da Kandil’in gölgesinden tam olarak kurtulabilmesi epey güç. PKK içinde birbiriyle rekabet, hatta yer yer çatışma içinde olan çok sayıda iktidar odağının bulunması; bunların her birinin yasal siyaseti kendi güdümüne çekmek istemesiyse işleri daha da karıştırıyor.
Bir diğer sorun, seçim sonuçları. 30-35 milletvekili çıkarma hayalinin epey gerisine düştüler. Adana, Mersin, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Ağrı gibi “çantada keklik” bölgelerden hiç milletvekili çıkaramadılar. İstanbul 2. bölgedeki inatlaşma sonucu ne DTP’li Doğan Erbaş, ne de bağımsız sol aday Baskın Oran’ın seçilememiş olması partinin imajını iyice yaraladı.
DTP’lilerle konuştuğunuzda size bir dizi “teknik” gerekçe sayıyorlar. Ama konuşmanın bir anında “Tabanımızdan AKP’ye bir kayış olduğunu da reddetmiyoruz” diyorlar. “Peki kaymanın nedenlerine baktınız mı?” diye sorduğunuzda yine bir dizi konjonktürel gerekçe sayıyorlar. Yani bu kayışın geçici olduğuna inanmak istiyorlar.
Aynı görüşte değilim: PKK’nın yıllardır içinde bocaladığı ideolojik ve politik kriz, kaba deyimiyle kimlik bunalımı DTP’ye de sirayet etmiş durumda; hatta onda daha vahim bir şekilde tezahür ediyor. Ne PKK, ne de DTP bu gerçekle yüzleşmiyor, yüzleşemiyor, çünkü bunun mekanizmalarına sahip değiller, belki de hiç sahip olmadılar.
DTP’nin önde gelen isimlerinden biri şöyle konuşuyor: “Seçimde umduğumuzu bulmuş olsaydık Meclis’te işimiz nispeten daha kolay olacaktı. Ama şu an içinde bulunduğumuz psikoloji sorunlarımızı maalesef daha da derinleştirebilir.”
Yük deneyimli isimlerde
Muş Milletvekili Sırrı Sakık “Eski zamanların ruhuna göre hareket edersek kaybederiz. Yapmamız gereken bu zamanın ruhuna uygun hareket etmektir” diyor ve şöyle devam ediyor: “Halk bize ‘sorunlarımızı çözün, bizi özgürleştirin, bizi zenginleştirin’ diyor. Bu görevleri bırakıp dogmatik bir çizgi izleyemeyiz.”
Anlaşılan DTP’nin geleceğinde anahtar rolü Ahmet Türk, Sırrı Sakık gibi deneyimli politikacılar oynayacak. Tabii içerden ve dışarıdan yeterli ve gerekli destek ve yardımı alabilirlerse.
DTP ‘zamanın ruhunu’ yakalayabilecek mi?
Haberin Devamı

