Deniz Feneri faturası iyice kabarıyor

Haberin Devamı

AKP en parlak dönemini, hiç tartışmasız Kasım 2002’de iktidara gelmesiyle Aralık 2004’de AB’den tam üyelik müzakereleri takvimi alması arasında yaşadı. Bu süre içinde peş peşe gelen reformlar hem ülkeyi daha da demokratikleştirip Batı’ya daha fazla yaklaştırdı, hem de AKP’ye yönelik kaygı ve vehimlerin büyük ölçüde aşınmasına neden oldu. İktidar partisi reformlar konusunda frene bastığı andan itibaren yörüngesini kaybetti, buna bağlı olarak ideolojik ve politik krizler içinde savrulmaya başladı. 27 Nisan 2007’de TSK’nın yaptığı büyük stratejik yanlıştan istifade edip Temmuz 2007’de şaşırtıcı olduğu kadar aldatıcı bir seçim zaferi elde etti. Nitekim sandıktan daha güçlü çıkmış olmasına rağmen AKP hızla yıprandı ve 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde ciddi bir yenilgi yaşadı.

Özellikle Batı bölgelerinde yaşanan oy kayıplarının ardında, AKP’nin AB konusundaki tereddütlerinin etkili olduğunu düşünüyorum. Kentli orta sınıflar, AB yolundan büyük ölçüde sapmış olan AKP’nin ülkenin yönünü nereye çevirebileceği konusunda yeniden kaygılanmaya ve iktidar partisiyle aralarına yeniden mesafe koymaya yöneldiler. Son dönemde benzer bir tutumun AB çevrelerinde de gözlendiğine tanık olduk. Reformların durmasına bir türlü anlam vermeyen AB yetkilileri buna rağmen kapatma davası sürecinde AKP’ye çok açık ve güçlü bir destek vermekten geri kalmadılar. Fakat iktidar partisinin “mahalle baskısı” tartışmaları ekseninde dile getirilen “yaşam tarzlarına müdahale” şikayetlerine kayıtsız kalmasından rahatsız oldular ve belki de ilk kez Türkiye’de laikliğin kendileri için ne kadar öenmli olduğunun altını çizmeye başladılar.

Başmüzakereci mi danışman mı?

Başbakan Erdoğan her vesileyle AB sürecinde aynı kararlılıkla öncelik verdiklerini söylüyor ancak yaşadıklarımız bunun tam tersini gösteriyor. Örneğin kilit bir öneme sahip Başmüzakerecilik makamına uzun süre atama yapılmadı, ardından dönemin Dışişleri Bakanı Ali Babacan’a ek olarak bu görev yüklendi. Babacan’ın zorlandığı görülünce Başmüzakerecilik kendisinden alındı ve Egemen Bağış’a verildi. Sanıyorum mevcut kabinede en yanlış pozisyondaki bakan Bağış’tır. Uzun yıllar ABD’de yaşamış ve AKP’nin kuruluşundan itibaren Erdoğan’a ABD ile (ve İngilizce ile) ilişkilerinde danışmanlık yapmış olan Bağış’ın Avrupa işlerinden ne kadar anladığını kısa sürede gördük. Başbakan “başmüzakerecinin tek işi AB ile temaslar” demesine rağmen Bağış hâlâ “Başbakan danışmanı” gibi davranmayı sürdürüyor, örneğin onun meşhur “çuval krizi”nde neler yaptığını anlatıyor. Salı günü Meclis kulislerinde Bağış’a uzaktan gözüm takıldı. Yakasında tabii ki AB değil AKP rozeti vardı!

Hükümet AB sürecinden esas olarak Türkiye’yi istemeyen Avrupalı politikacılara cevap yetiştirmeyi anlıyor. Bu arada reform adına elle tutulur bir şey yapılmıyor ve Türkiye ile AB arasındaki makas giderek açılıyor. Türk kamuoyunun AB konusundaki şevkinin de bütün bunlara bağlı olarak azaldığını kestirmek zor olmasa gerek.

Erdoğan Akman’a siper

AKP’nin bir diğer sıkıntısı yolsuzluklar. Deniz Feneri olayı patlak verdiğinde bunun faturasının çok ama çok ağır olacağını ileri sürmüştüm. Başbakan Erdoğan Zahid Akman’ın istifasını geciktirdikçe bu fatura daha da kabarıyor. Erdoğan’ın neden onca riski göze alıp Akman’a siper olduğu sorusu zihinleri meşgul ediyor.

Erdoğan’ın dün NTV canlı yayınında, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Akman konusunda hükümet değil kendi adına konuşmuş olduğunu açıklaması bu olayın önce kabinede, ardından parti içinde derin çatlaklara neden olduğunu ve daha da olacağını bizlere gösterdi. Cin bir kere şişeden çıktı, tekrar içeri sokmak mümkün olmayacak ve anlaşılan AKP’nin yıpranması artarak devam edecek.


DİĞER YENİ YAZILAR