Çok ama çok zor bir dönem

Haberin Devamı

Abdullah Gül’ü ama ondan ziyade Türkiye’yi çok ama çok zor bir dönem bekliyor. Lakin kötümser olmak zorunda değiliz. Gül ve Türkiye, ilk bir-iki yılı kazasız belasız atlatabilirse, umulmadık bir normalleşme dönemi başlayabilir ve birçok alanda ülkenin önü açılabilir.

Gül’ün bu zorlu sınavı atlatabilmesi, kriz potansiyelini fırsata dönüştürebilmesi için “olmazsa olmazlar” şunlar:

Tarafsızlık: Dünden itibaren Gül artık AKP’li değil. Bundan böyle Meclis’te bulunsun bulunmasın tüm partilere olabildiğince eşit mesafede, yakınlıkta olmak zorunda.

Kapsayıcılık: Cumhuriyet Bayramı’nda doğan, Abdullah’ın yanında “Cumhur” adına da sahip olan Gül, bu cumhuriyetin çocuğu olduğu unutur ve onun temelini oluşturan “kardeşlik” ilkesini ihmal ederse kaybeder.

Laiklik: Gül’ün İslami hareketten geldiğini, dindar olduğunu biliyoruz. Ama onun da aklından çıkarmaması gereken iki husus var:

1) Türk modernleşmesi ve laikliğinin en çarpıcı yönü, dindar insanların da en tepelere çıkmasına imkan tanımasıdır. Yani Gül 11. Cumhurbaşkanı olabilmesini sadece demokrasiye değil laikliğe de borçludur.

2) Devletin tüm din yorumlarına karşı nötr olması demek olan laiklik, sadece Müslüman olmayanlar ya da dinle ilişkisi gevşek olanlara değil, hatta belki de onlardan çok dindarlara lazımdır.

Yüksek profil: Eğer Gül’ün yerine, yine AKP’den “düşük profilli” bir isim cumhurbaşkanı olsaydı hemen herkes ona “hükümetin noteri” muamelesi yapacaktı. Gül’ün karakteri, birikimi ve karizması nedeniyle, istese de noter olamayacağı kesin ama nasıl bir performans göstereceği de belirsiz.

Şeffaflık: Gül’ü aktif siyasete atıldığı 1991 yılından beri tanırım. Yalan söylemeyi beceremeyen, alışılmadık türde bir politikacıdır. Siyasette gücünü halktan aldığını sıklıkla vurgular ama onun “kitle kuyrukçuluğu” yaptığı, hele bazılarının son günlerde ileri sürdüğü gibi “mahalle baskısı”na teslim olduğu pek görülmemiştir. Sürekli olarak “güven, diyalog, samimiyet” gibi kavramların altını çizer ama dilinden hiç düşürmediği kavram “şeffaflık”tır. RP, FP ve AKP dönemlerinde Gül’ün ne derece şeffaf olabildiği tartışmaya açıktır. Ama bu partilerde hiç “birinci adam” olmadığını akılda tutmak lazım. Ne var ki artık böyle bir mazereti yok. Yani Gül’ün Çankaya’yı ne derece dışa açacağı çok önemli.

Aktivizm: Gül’ün içerde ve dışarda çok aktif bir cumhurbaşkanı olacağı yolunda kuvvetli işaretler var. Fakat bütün bu faaliyetleri yukarda saydığımız “tarafsız, herkesi kucaklayıcı” bir cumhurbaşkanı olarak mı yürütecek, yoksa AKP iktidarının “iki numarası” olmaya devam mı edecek? Galiba önümüzdeki döneme rengini bu sorunun cevabı verecek.

Gül’e yatırım yapanlar

Kişisel olarak, Gül’ün yukarıda sıraladığım “olmazsa olmaz”lar konusunda alabildiğine hassas, özenli ve gayretli olacağını tahmin ediyorum. Ne var ki Gül’ün süreci tek başına belirlemesi mümkün olamaz. Evet Genelkurmay, CHP, ulusalcılar gibi ilk akla gelen kurum ve toplulukları muhakkak akılda tutmak şart. Evet, Gül’ün geçmişi, eşinin kıyafeti toplumun bazı kesimleri için sorun oluşturuyor, ama önümüzdeki dönemde hiç umulmadık yerlerden beklenmedik krizlerin tetiklenebileceğini de hesaba katmak lazım. Örneğin Gül’e destek veren veya verdiği sanılan çevrelere bakalım:

1) Gül’e olmadığı kadar “İslamcı” misyon biçenler: Bunlar Gül’ün Çankaya’ya çıkmasının laikliğe karşı alınmış bir rövanş olduğunu düşünüyor veya böyle olmadığını bilmelerine rağmen böyleymiş gibi yapıyorlar.

2) Gül’e olmadığı kadar “demokratik” misyon biçenler: Bunlar cumhuriyet ile demokrasi arasında çatışmanın kaçınılmaz olduğunu ve demokrasinin zaferi adına cumhuriyetin bazı temellerinden vazgeçilebileceğini düşünüyorlar.

3) Gül’e olmadığı kadar “Amerikancı” misyon biçenler: Bunlar yakın bir zamana kadar, Washington’un çıkarlarına aykırı politikalar geliştirdiği için Dışişleri Bakanı Gül’e ateş püskürüyor, gizli gizli onun ve Prof. Ahmet Davutoğlu gibi danışmanlarının ipini çekmeye çalışıyorlardı. Fakat birdenbire “demokrasi adına” AKP’yi ve Gül’ü destekler oldular.

İşte bu üç çevre de beklentilerinin karşılanmaması durumunda Gül’e epey sıkıntı çıkarabilirler. Bunlara bir de, Gül’ün cumhurbaşkanı olmaması için ellerinden geleni yapmış ama başarısız olmuş AKP’lileri ve AKP’cileri eklemek lazım. “Uzlaşma” adına Gül’ün feragat etmesini dayatmış olan bu çevreler yarın yaşanabilecek her krizden Gül’ü sorumlu tutacak ve “biz demiştik” diyeceklerdir.

Gül, eğer kendisinin cumhurbaşkanlığını sindiremeyen ve kolay kolay da sindireceğe benzemeyen kişi ve çevrelerin gönül ve zihinlerini kazanmak için samimi bir şekilde elinden gelen gayreti gösterirse kriz filan çıkmaz.

Ama Gül’ün kendisine kuşkuyla bakanları kazanmak için kendisini sevenleri dışlamasını beklemek de çok büyük haksızlık olacaktır.

DİĞER YENİ YAZILAR