Ünlü Amerikalı muhalif düşünür Noam Chomsky’nin, Lübnan asıllı Fransız araştırmacı Gilbert Achcar’la sohbetlerinden derlenmiş olan “Perilous Power” (Tehlikeli Güç: Ortadoğu ve ABD’nin Dış Politikası) adlı kitap geçtiğimiz günlerde piyasaya çıktı. Chomsky kitapta, ABD’nin sadece 1997 yılında Türkiye’ye yolladığı silahların (1 milyar 270 milyon dolar), 1950-1983 arasında (yani Soğuk Savaş sürecinde) yollananların toplamından (1 milyar 196 milyon dolar) fazla olduğunu belirtiyor. Tabii bu silahların esas olarak PKK ile mücadele için kullanıldığını da ekliyor.
O yıl ABD’nin başında Bill Clinton vardı. Türkiye ise 28 Şubat sürecini yaşıyordu. Önce Necmettin Erbakan, ardından Mesut Yılmaz başbakanlık yaptı. PKK ile mücadelenin perde arkasındaki isimse, 1996 Ekim ayında İçişleri Bakanlığı’ndan istifa etmiş olmakla birlikte, polis içinde çok köklü bir örgütlenmeye gitmiş olan Mehmet Ağar’dı.
Tansu Çiller, 1993 Haziran’ında başbakan olduktan kısa bir süre sonra PKK’ya karşı “topyekun bir harekat” başlatmıştı. Çiller, Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş’in geniş desteğine sahipti. Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar’a da açık çek vermişti. Ağar’ın demir yumruğu hâlâ belleklerde. Emniyet’te “Özel Harekat Dairesi”ni kurdu. PKK’nın ülke içindeki finansör ve sivil destekçilerine karşı “yargısız infazlar” onun döneminde zirveye çıktı.
Amerikan planı mı?
Dolayısıyla, artık DYP Genel Başkanı olan Ağar’ın, “PKK’lılara af çağrısı” olarak yorumlanan çıkışını ciddiye almak gerekiyor. Tam da PKK’nın yeniden ateşkes ilan ettiği, Türkiye-ABD ve Irak’ın koordinatörler aracılığıyla sorunu çözme çabalarını yoğunlaştırdığı bir döneme denk geldiği için bu çıkış daha fazla anlam kazanıyor.
Zaten bunu, “Washington’un PKK planı”nın bir uzantısı olarak tanımlamaya çalışanlar var. Öncelikle Bush yönetiminin herhangi bir PKK planı olduğunu sanmıyoruz. Olsa bile, şimdiye kadarki planlarının hepsi fiyaskoyla sonuçlanan Bush’un bu sefer de duvara toslayacağı aşikârdır.
Burada Chomsky’nin Türkiye Kürtleri için sarf ettiği şu sözleri anmadan olmaz: “Bugüne kadar başlarına gelen bütün baskıların destekçisi ABD’ydi. Bugünse birtakım haklar -her ne kadar hâlâ arzuluyor olsalar da özerklik umudunu tamamen kaybettiler- elde edebilmek için yalnızca ABD’nin kendilerine yardım edebileceğine inanıyorlar.”
Ağar da eğer Amerikalılar’a güvenerek “af” dediyse kısa süre içinde hüsrana uğraması kaçınılmazdır. Evet, onu ve partisini Washington’da “AKP’nin tek, en azından en makul alternatifi” olarak pazarlamaya çalışanlar var. Ama o, geçmişte çok yoğun ilişkiler içinde olduğu Amerikalılarla ne zamandır birlikte anılmak istemiyor. Örneğin kendisini Washington’a götürmek isteyenler olduğunu, ama Ağar’ın hep reddettiğini duyuyoruz.
Ezberler bozuldu
Ağar, kendisininki başta olmak üzere Türk siyasi hayatındaki ezberlerin çoğunu bozdu. Peki, sözlerinin devamını getirebilecek mi? DYP’nin üst düzey yönetimi ve tabanı bu sözlerin arkasında durabilecek mi? Galiba her iki sorunun da cevabı “çok zor”.
Ama o bu sayede, hem siyasi liderlik kariyerinde ciddi bir sıçrama yaptı, hem de yaklaşan seçimler öncesi, ne zamandır ciddi bir kimlik krizi içinde bocalamakta olan partisine yeni açılımlar sağladı.
Nitekim AB sürecinde AKP hükümetine çok geniş destek vermiş olan bazı liberal şahsiyetlerin DYP’ye ilgileri artmış durumda. Uluslararası güç odaklarınınsa bundan böyle Ağar ve DYP’yi daha yakından izleyecekleri de kesindir.
Chomsky’den Ağar’a PKK sorunu
Ünlü Amerikalı muhalif düşünür Noam Chomsky’nin, Lübnan asıllı Fransız araştırmacı Gilbert Achcar’la sohbetlerinden derlenmiş olan “Perilous Power” (Tehlikeli Güç: Ortadoğu ve ABD’nin Dış Politikası) adlı kitap geçtiğimiz günlerde piyasaya çıktı
Haberin Devamı

