Malatya’daki beş gencin İslamcılıktan ziyade ulusalcılığa daha yakın olabilecekleri yolundaki analizim, kendilerini “ulusalcı” kabul eden bazı okurların tepkisini. Geçmişten örnekler vererek katillerin “şeriatçı” olduğunu kanıtlamaya çalışan, muhtemelen sol kökenli bu okurların iyiniyetli olduklarına inanıyorum. Ama içinde yer aldıkları ulusalcı hareketin faşizme ve dolayısıyla terörizme son derece elverişli bir zemin sağladığını görmüyor olmaları anlaşılır bir şey değil.
Bir de madalyonun öteki yüzü var. İşte Cumartesi günkü Yeni Şafak’ın manşeti: “Bunun adı ulusalcı terör”. Gazeteye gore sadece Malatya’yı değil, Rahip Andrea Santoro cinayeti, Danıştay saldırısı ve Hrant Dink suikastını da “ulusalcı terör” olarak görmemiz gerekiyor.
Aynı Yeni Şafak sinagog eylemlerinin ardından “Türkiye düşmanları”, Britanya Başkonsolosluğu ve HSBC Bank saldırılarının ardındansa “Pis Tuzak” manşetleriyle çıkmıştı. “İslamcı terör” gibi bir tanımlamadan uzak durmuşlardı. Haklıydılar çünkü İslamcı hareketin tümünü terörle özdeşleştirmek hem yanlış, hem çok tehlikeliydi. Hele İslam dinini işin içine katmak asla kabul edilemezdi.
Peki şimdi niye aynı özeni ulusalcı hareket için göstermiyorlar? Kendilerini “ulusalcı” olarak tanımlayıp Malatya vahşetinden herkes kadar, belki de daha fazla nefret eden sayısız vatandaşın bulunduğunu bilmiyorlar mı? Onları terörle özdeşleştirmenin ve böylelikle terörizme doğru sürüklemenin sakıncalarından habersiz olabilirler mi?
Bunun neresi derin?
Son dönemdeki bir dizi siyasi cinayetin büyük ölçüde ulusalcı atmosferden etkilendiği doğru. Ama eylemcilerin ne derece bir merkez tarafından yönetildikleri kuşkulu. Sanıyorum ilk kez ben “yalnız kurtlar” kavramını Türkiye’ye uyarlayarak bu gençlerin tek başlarına veya dar bir çevreyle birlikte hareket etmiş olabileceklerini yazdım. Kısa süre içinde çok kişi benzer yaklaşımlar dile getirdi. Örneğin son olarak Ali Bulaç Cumartesi ve Pazar günleri Zaman’da iki ufuk açıcı yazı kaleme aldı.
Ama Yeni Şafak gibi hükümete yakın bazı çevreler ve hükümetle ilişkisi tartışmalı Fethullah Gülen cemaati bu eylemlerin son derece örgütlü ve birbirleriyle ilintili olduğu konusunda ısrar ediyorlar.
Bakın, hakkında ne zaman bir şey yazsak “Hocaefendi siyasetle ilgilenmez” şeklinde yalanlamalara maruz kaldığımız Gülen, Malatya vahşetini “düpedüz terör” olarak tanımlayıp nasıl konuşmuş: “Derin devlet diye bir şey var. Bunlar belli hedeflere ulaşmak için meşru-gayri meşru her yolu değerlendiriyor. Bazıları silaha, adam öldürmeye yemin ediyor. Bazı çocuklar dolduruşa gelebilir. Devlet bunlara tedbir almalı.”
Eğer Gülen’in iddia ettiği gibi, bir yapı bu gençleri kullanıyorsa, buna “derin” değil “sığ” sıfatı yakışır. Ama diyelim ki Gülen ve onun gibi düşünenler haklılar, o zaman hükümete baskı yapsınlar, İçişleri ve Adalet Bakanları bu karanlık ve derin ilişkileri aydınlatsın. Biz de özür dileyip bu konularda bir daha sesimizi çıkarmayalım.
Umarım arkalarında bir örgüt vardır. Varsa, beş gençten en az biri muhakkak bunu ifşa edecektir. O zaman işimiz nispeten kolay olur: Türkiye olarak bu örgütle hesaplaşırız.
Peki ya yoksa? İşte o zaman işimiz çok zor.
22 yıl önce gazeteciliğe başladığım Nokta Dergisi, tam da yeniden çok iyi işler yaptığı bir dönemde bir kez daha kapandı. Çok üzgünüm.
Sabah Gazetesi’nin bir KİT’e dönüştürülme süreci de aynı ölçüde üzüntü verici.

