Artık barış için bahane kalmadı

Dönemin İsrail Başbakanı, İşçi Partili Ehud Barak Camp David görüşmelerinden hiçbir sonuç çıkmamasının bütün sorumluluğunu Filistin lideri Yaser Arafat'a yıkmış, onu hiçbir konuda uzlaşmaya yanaşmamakla suçlamıştı

Haberin Devamı

Dönemin İsrail Başbakanı, İşçi Partili Ehud Barak Camp David görüşmelerinden hiçbir sonuç çıkmamasının bütün sorumluluğunu Filistin lideri Yaser Arafat'a yıkmış, onu hiçbir konuda uzlaşmaya yanaşmamakla suçlamıştı. Bu büyük bir yalandı, ama sağcısı ve solcusuyla İsrail halkının büyük çoğunluğu bu yalana kolaylıkla inandı. O gün bugündür İsrail kamuoyu "Bu Arafat oldukça barış da olmaz" sözünün peşine takıldı, Likud lideri Ariel Şaron da tüm uygulamalarını bu önyargıyla meşrulamaya kalktı; bu arada Arafat'ı karargahında mahsur tutarak ve sık sık ölümle tehdit ederek tribünlere oynamayı da ihmal etmedi.

Artık Yaser Arafat yok. Dolayısıyla İsrail kamuoyunun, Şaron başta olmak üzere İsrail devletinin ve onu kayıtsız şartsız destekleyen Bush yönetiminin barıştan kaçmak için bir bahaneleri de kalmadı. İsrailliler Arafat'ı tam bir günah keçisi yaparak sorunun özünü kendilerinden ve dünyadan gizlemeyi bir ölçüde başarabilmişlerdi, şimdi onun yerine birini bulmaları epey zor olacak.

Hamas öne çıkabilir
Arafat sonrası dönemin Filistinliler için de zor geçeceği ortada. Ama Fılistinliler'in, Arafat olmadan yeni arayışlar ve açılımlar yapma şanslarının artacağını da hesaba katmak gerekiyor. Örneğin Arafat Filistin davasına o kadar hakimdi ki, Filistin'de siyasi gruplar güçleri oranında bir iktidara sahip değillerdi. Hamas başta olmak üzere İslamcılar, hak etmedikleri ölçüde, Arafat ve onun örgütü El Fetih'in gölgesinde kalmışlardı. İslamcıların bu durumdan pek de şikayetçi olmadıkları da söylenebilirdi. Ama bundan böyle Filistin hareketinde herkesin gücü oranında temsili, buna bağlı olarak Hamas'ın daha da ön plana çıkması söz konusu olabilir.

Bakalım İsrail ve ABD, İslamcıların daha etkili olduğu bir Filistin'i nasıl karşılayacaklar?

DİĞER YENİ YAZILAR