AKP Çankaya savaşları

AKP'nin alternatifinin yine kendi içinden çıkacağı belliydi, fakat iktidar partisi içindeki iktidar savaşlarının bu kadar erken başlaması ve sert geçmesi çok şaşırtıcı

Haberin Devamı

AKP'nin alternatifinin yine kendi içinden çıkacağı belliydi, fakat iktidar partisi içindeki iktidar savaşlarının bu kadar erken başlaması ve sert geçmesi çok şaşırtıcı. İlk çekişme konusu tabii ki cumhurbaşkanlığı. Hasan Cemal dünkü Milliyet'te, AKP kulislerinde "Çankaya konusunda tek seçici olan Recep Tayyip Erdoğan'dır" diyenlerle "Bundan o kadar da emin olmamak lazım" diye itiraz edenlere dikkat çekti.

Kuşkusuz Erdoğan Köşk'e çıkmak isterse onu kimse engelleyemez. Bu durumda çekişme başbakanlık için yaşanacak ve çok büyük bir ihtimalle Abdullah Gül'ün üstünlüğüyle sonuçlanacaktır.

Böyle bir durumda AKP ve Türkiye'yi epey çetin günler bekleyecek. İşte birkaç hayati soru:

* Erdoğan Çankaya'dan AKP'yi yönetmeye devam edecek mi?

* Gül buna izin verecek mi?

* Gül hükümeti ve partiyi bir arada tutmayı becerebilecek mi?

* Son dönemde toplumdan ziyade bazı egemen güçlerin hassasiyetlerini daha fazla önemseyen kilit isimlerin yeni stratejileri ne olacak?

Rol çalanlar
AKP'nin bir "Erdoğan partisi" olmadığı 1 Mart 2003 günü tezkerenin reddedilmesiyle ortaya çıkmıştı. O günden bu yana Erdoğan parti içi hakimiyetini mutlaklaştıracak güçlü adımlar atabilmiş değil.

Tam tersine birileri sürekli olarak ondan rol çalıyor. Örneğin TBMM Başkanı Bülent Arınç, Başbakan'ın tutuk kaldığı başörtüsü, Şemdinli, "derin devlet" gibi konularda hamle edip bir ilgi odağı haline gelebildi.

Adalet Bakanı Cemil Çiçek de, özellikle Ermeni Konferansı'nı düzenleyenleri "vatan haini" ilan edip demokratikleşme ve sivilleşme sürecini "arkadan hançerlediği" andan itibaren sanki "hükümet" değil de "devlet sözcüsü" gibi davranıyor. Çiçek'in AKP'ye yakın medyada da sıkça eleştirilip büyük medyanın bazı yazarlarının desteğini alması da hiç şaşırtıcı değil.

Başta "AKP'nin vicdanı" değerlendirmesini hak eden Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, projektörlerini, partisi ve hükümetteki yozlaşmadan din-devlet-toplum ilişkilerine çevirerek ve rejimin bu alandaki hatalarına kefil olarak kafaları karıştırdı. Şener söylediklerinde sonuna kadar samimi olabilir, ama son dönemde bu kadar popüler olmasının kendisini bugünlere getiren çevreler tarafından yadırgandığını da kabul etmesi gerekir. (Yasin Doğan'ın dünkü Yeni Şafak'ta kaleme aldığı "Hırs ve İhtiras" başlıklı yazının Şener'i hedef aldığını ve Başbakan'ın kimi hissiyatlarını dolaylı olarak dile getirdiğini düşünebiliriz.) Onun Milli Görüş hareketi içinde kendine özgü bir yeri olduğunu bilmeme rağmen büyük medyanın çizmekte olduğu Şener portresinde çok sorun olduğunu düşünüyorum.

Veto edebilecek mi?
Arınç Cumhurbaşkanlığı için aday olabileceğini açıklarken, Şener "aday değilim" dedi. Çiçek bu tartışmanın erken başlamasından rahatsız olduğunu söyledi ama son dönemdeki onca yatınmı herhalde boşuna yapmamıştır. Çiçek'in adaylığının da yakınlarda, başına "makul" sıfatı eklenerek telaffuz edildiğini görebiliriz. Devlet Bakanı Mehmet Aydın ile Savunma Bakanı Vecdi Gönül de öteden beri "makul" adaylar olarak sayılıyor. Bunlara, her ne kadar Milli Görüş geleneğinden gelse de, Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'i de, hem Erdoğan'la, hem devletin diğer kurumlarıyla iyi ilişkileri nedeniyle ekleyebiliriz. Tabii bu arada Abdullah Gül'ün adının neden pek az geçtiğini de sormak gerek.

Kim olursa olsun, Erdoğan dışında Çankaya'ya çıkacak kişi için belirleyici soru şu olacaktır: AKP hükümetinin çıkardığı herhangi bir kanunu veya yaptığı kilit bir atamayı veto edebilecek birisi mi?

DİĞER YENİ YAZILAR