Bu yılki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, George W. Bush başkanlığındaki ABD yönetiminin zaten yerlerde sürünen karizmasının iyice çizilmesine vesile oldu. Geçen yıl da aynısı olmuştu. Galiba önümüzdeki yıl da bu tekrarlanacak.
Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez ile İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, yine ev sahibi Amerikalılara kâbus yaşattı. Chavez’inki tam bir şovdu. Bush’a meydan okumasını sürdüren Ahmedinecad ise beklenenden daha yumuşaktı.
İki aykırı lider de sınırlı vizeleri yüzünden New York dışına çıkamadılar, ama az zamanda, dar alanda çok top çevirdiler. Özellikle Ahmedinecad, Tahran rejiminin nükleer krizi daha uzun bir süre başarıyla yöneteceğinin canlı delili olarak, küçük adımları ve suratından eksik olmayan gülümsemesiyle çok ciddi temaslarda bulundu.
Derin dünya devleti
Hiç kuşkusuz bunların en ilginç ve önemlisi Dış İlişkiler Konseyi (CFR) tarafından Çarşamba akşamı, bir otelin konferans salonunda düzenlenen toplantıydı. CFR, hiç tartışmasız ABD’nin ve belki de dünyanın en etkili düşünce üretim kuruluşu (think tank’i). Amerikan iş dünyası, siyaseti, bürokrasisi, medyası ve üniversitesinin “créme de la créme”ini bir araya getiren CFR’da bariz bir Musevi ağırlığı da göze çarpıyor. Zaten birçok komplo teorisyeni tarafından CFR “derin dünya devletinin ana karargahı” olarak gösteriliyor.
CFR Başkanı Richard Haass (kendisi birinci Bush yönetiminde Dışişleri Bakanlığı Siyasi Planlama Dairesi’nin başıydı), Amerikan yönetiminin, bazı Musevi kuruluşlarının ve bazı üyelerin yoğun itirazlarına rağmen Ahmedinecad’ı davet kararından caymadı. Sonuçta 20’yi aşkın güçlü Amerikalı yaklaşık iki saat boyunca İran Cumhurbaşkanı’nı soru yağmuruna tuttu. Ahmedinecad tam 40 dakika Yahudi soykırımını neden reddettiğini izah etmiş. Diğer soruların hemen tümünde de “Ya siz Amerikalılar aynı konuda neden şöyle yapıyorsunuz?” türünden karşı sorularla sorgulanan değil de sorgulayan olmaya çalışmış.
Peki sonuç? New York Times’ın yazdığına göre koca bir hiç. Katılımcıların hemen hepsi “Eğer bu adam İran’ı gerçekten temsil ediyorsa pazarlık edebilmemiz çok zor, hatta imkansız” türü yorumlarla hayal kırıklıklarını dile getirmişler.
Saldırı olur mu?
Peki nükleer krizde hangi noktadayız? Time dergisi “ABD’nin askeri müdahalesinin eli kulağında” dedi. Sanmıyorum. Çünkü ABD’nin dünyayı ikna gücü kalmadı. Saldırsa bile İsrail dışında yanında kimseyi bulamayabilir. Sonuçta saldırı olsa bile tam tersi sonuçlar doğurabilir.
İranlı demokrasi savunucularıysa bambaşka bir senaryoyu dillendiriyorlar. Altı yıl hapis yatan, gazeteci Ekber Genci Washington Post’ta, “Hükümetin ABD ile gizli bir anlaşma yapmak istediğine inanıyoruz. ABD’nin, rejimin içerde yaptıklarına kayıtsız kalması halinde taviz vermeye hazırlar” diye yazdı.
Günümüzün sorusu şu: Bush güvenilmez diye Ahmedinecad’a mı inanacağız? Cevabın ipuçlarını aynı yazıda arayalım. Genci, İran rejiminin şu üç nedenle tehlikeli olduğunu söylüyor:
1) Halkın demokrasi ve özgürlük taleplerini sert bir şekilde bastırıyorlar;
2) Cinsiyet temelli bir apartheid (ayrımcılık) uyguluyorlar;
3) Hiçbir muhalefete izin vermiyorlar.
Ahmedinecad, işte bu rejimin en radikal kanadının en sembol isimlerinden biri. Dolayısıyla “Bush’u sevmeyenler, Ahmedinecad’ı sevmeye mecburlar mı?” sorusunun cevabı “asla” olacaktır.
Ahmedinecad’ı sevmek zorunda mıyız?
Bu yılki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, George W. Bush başkanlığındaki ABD yönetiminin zaten yerlerde sürünen karizmasının iyice çizilmesine vesile oldu. Geçen yıl da aynısı olmuştu. Galiba önümüzdeki yıl da bu tekrarlanacak
Haberin Devamı

