ABD İran'a saldırabilir mi? Saldırı için Türkiye'yi üs olarak seçer mi? Bu iki som, ne zamandır, yani Jerusalem Post Gazetesi'nin bu konudaki fazlasıyla spekülatif yayınının çok öncesinden beri soruluyor. Genellikle her iki soru da "evet" diye yanıtlanıyor. Halbuki durum göründüğünden çok daha karışık.
Öncelikle "Bush saldırabilir mi?" sorusunu ele alalım. Buna verilecek ilk cevap "tabii" olacaktır, ne var ki hemen peşine "ama" eklemek kaydıyla:
1) Tam da Irak'tan asker çekilmesinin söz konusu olduğu bir dönemde ABD'nin İran'a karşı yeni bir cephe açabilmesi teknik açıdan çok mümkün görünmüyor.
2) Kaldı ki hangi hedeflere nasıl bir saldırı düzenlenmesi gerektiği konusunda Washington'un kafasının net olduğu söylenemez. Daha önceki istihbarat fiyaskoları nedeniyle CIA'ye güvenin büyük ölçüde sarsıldığı ortada.
3) İran'a saldırının, "İsrail'i koruma" dışında inandırıcı bir gerekçesini bulmak zor. Nitekim İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, İsrail ve Yahudi aleyhtarı söylemini iyice abartarak Bush yönetimini tam bir tuzağa sürüklüyor.
4) Bugün itibariyle ABD'de yeni bir savaşa geniş halk desteği bulabilmek imkansız. Irak işgalinde kullanılan bütün kanıtların asılsız ve uydurma çıkması nedeniyle Bush'un dünya ve Amerikan kamuoyunu ikna ermesi hiç de kolay olmayacaktır.
5) Bush, Irak deneyiminden sonra, uluslararası meşruiyete daha fazla önem verecektir. Bu bağlamda İngiltere, Fransa ve Almanya'nın İran'la müzakerelerinin açık bir şekilde başarısızlıkla sonuçlanması ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun, İran'ın nükleer silah peşinde olduğunu tartışmasız bir şekilde beyan etmesi gerekecektir.
6) Fakat Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden, Rusya ve Çin'in muhtemel vetoları nedeniyle İran'a saldırıyı onaylayan bir karar çıkartabilmek zor.
7) 2006 sonunda yapılacak olan seçimler nedeniyle Cumhuriyetçiler de dahil olmak üzere Amerikan Kongresi'nin, dış politikada daha izolasyonist (içine kapanmacı) bir çizgiye kayma ihtimali de Bush'u tedirgin ediyor.
8) Washington'un, Afganistan ve özellikle de Irak'ta istikrarın sağlanması için İran'a ihtiyacı var. İran'a yapılacak bir saldırı Irak Şiilerinin de tepkisini çeker ve tüm bölgede kargaşa ve çatışmalara yol açabilir. İran'ı El Kaide ile işbirliğine sürükleyebilir.
Türkiye olamaz
Epey "zamansız" olduğu belli olan "İran'a saldırı"nın mekanı da tartışmalı. Bazılarına kalırsa örtülü operasyonun ana üssü Türkiye olacak. Ama hangi Türkiye? 1 Mart 2003'te tezkereyi geçirmeyen, Amerikan ve Yahudi aleyhtarlığının iyice tırmandığı Türkiye mi?
1) TBMM'nin İran'a saldırının Türk toprakları üzerinden saldırıyı onaylaması asla mümkün değil. Hükümet, Meclis'i by-pass etmeye kalkarsa çok sayıda milletvekili iktidar partisini terk edebilir.
2) Böyle bir saldırı, Türk milliyetçisi, İslamcı ve solcu grupları da harekete geçirecektir. Bunun sonucunda, ülkede bir türlü dikiş tutturamayan "ulusalcı" hareket iyice güçlenebilir.
3) İran'a karşı ABD ile geniş ölçüde işbirliğine gidecek olan bir Türkiye'nin, iyice global terörün hedefi haline geleceği de açıktır.
Sonuç olarak Jerusalem Post'un abarttığını, pireyi deve yaptığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte İran'ı ve Türkiye-İran ilişkilerini yakın takibe almak fena bir fikir değil.
ABD'nin İran'a saldırması için henüz çok erken
ABD İran'a saldırabilir mi? Saldırı için Türkiye'yi üs olarak seçer mi? Bu iki som, ne zamandır, yani Jerusalem Post Gazetesi'nin bu konudaki fazlasıyla spekülatif yayınının çok öncesinden beri soruluyor
Haberin Devamı

