Dört etkili ve saygın Fransız aydınının Le Monde'da yayınlanan "Türkiye'yi Niçin Kabul Etmeliyiz?" başlıklı yazısı, Fransa'da ve belki tüm Avrupa'da, Türkiye'ye bugüne kadar verilmiş en önemli ve derinlikli entelektüel destek olarak dikkatleri çekti. Bu yazı, sosyalist sistemin çöküşünden beri sorulan 'ABD'nin karşısına kim çıkacak?" sorusuna "tabii ki Avrupa Birliği" şeklinde iddialı bir cevaba da sahip.
Yazarlar, Türkiyesiz bir Avrupa'nın global düzeyde "baş oyuncu" olamayacağının da altını çiziyorlar. Onlara göre AB, dünyada söz sahibi olabilmek için ABD'nin islam dünyasıyla kurduğu ilişkinin tam tersini kurmak zorunda ve bunu da ancak Türkiye'yi içine alarak yapabilir. Peki ABD-AB kutuplaşması olduğu ve Türkiye'nin bunlardan birini seçmesi gerektiği tespiti ne derece isabetli? Diğer bir deyişle, bu dört Fransız aydının fazlasıyla heyecan uyandıran temennilerinin gerçekleşme şansı acaba nedir?
Yeni ve eski Avrupa
Washington'dan bakınca "imkansız" cevabı hemen dilinizin ucuna geliyor; bunun başına "maalesef" diye eklemekse sizin takdirinize kalmış. Bunun bir dizi gerekçesi var: Örneğin AB'nin yekpare bir bütün olmadığı ABD'nin Irak operasyonu sırasında ortaya çıkmıştı. Washington'daki "yeni-muhafazakâr" yöneticiler, kendileriyle birlikte hareket edenleri "yeni Avrupa" diye göklere çıkarmıştı. İşte Le Monde'daki yazı, o aşağılanan "eski Avrupa"nın ruhunu yansıtıyor. Avrupa'nın siyasi bütünleşmesinin geçen süre zarfında sağlanamadığı ortada. Dolayısıyla ABD'nin bu parçalı yapısı nedeniyle AB'yi kendine hasım, hatta rakip olarak bile gördüğü söylenemez. Bu nedenle Washington başından beri Avrupa'nın daha da genişlemesini savundu ve Türkiye'nin üyeliğini destekledi.
Model değil ama...
Le Monde'daki yazıyla aynı gün Washington'da Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi'nin 25. Kongresi'nde Türk, Avrupalı ve Amerikalı katılımcılar 17 Aralık'ta neler olabileceğini tartıştılar. Panelde, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nden Matthew Bryza, "Türkiye'nin tam üyeliği için elimizden geleni yaptık, çünkü bu bizim çıkarımıza" dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: "Bizim temel önceliğimiz güvenlik ya da enerji kaynaklarının kontrolü değil, Türkiye'nin siyasi ve demokratik reformları yaparak dönüşmesi ve böylece AB üyesi olmasıdır." Beyaz Saray'da doğrudan Türkiye ile ilgili görev yapan Bryza, "AB'nin Türkiye'yi kabul etmesinin İslam dünyası üzerinde olumlu etkisi olacaktır. İslam dünyasında demokrasi ve modernleşme istiyoruz. Halkın çoğu Müslüman olan ve köklü laiklik ve demokrasi geleneği bulunan Türkiye, model demeyeceğim ama, önümüzdeki biricik örnektir" dedi.
AB ile ABD'yi buluşturmak
Özetle ABD yönetiminin, Türkiye'nin AB üyeliğini, esas olarak, Batı'dan yana yapmış olduğu tercihini perçinleyeceği için desteklediği söylenebilir. Atlantik Konseyi adına, Morton Abramowitz başkanlığındaki bir grup tarafından hazırlanan "Eşikteki Türkiye: Avrupa'nın Kararı ve ABD'nin Çıkarları" başlıklı rapor da bu yaklaşımın izlerini taşıyordu. AB üyeliğinin alternatifinin, Türkiye'nin Batı'dan uzaklaşması, iç ve bölgesel baskılarına dayanamayıp istikrarsızlığa sürüklenmesi olduğu, bunun da ne AB, ne ABD, ne Türkiye'nin yararına olduğu belirtilen raporda, ABD'ye, "Türkiye'yi kaybetme", AB'ye de "ABD'ye karşı yeni ortak kazanma" yaklaşımlarından uzak durması tavsiye edilmişti. Atlantik Konseyi'nin raporunda, AB ve ABD'nin "Büyük Ortadoğu" kapsamında Türkiye aracılığıyla ortak çalışması gerektiğinin de altı çizilmişti. Bu tür iddialı projeler uzun zaman gerektirebilir ama Türkiye kısa vadede Filistin-İsrail sorununun çözümünde belli bir rol oynama şansına sahip olabilir. Bakalım AKP bu şansı nasıl değerlendirecek?
AB, ABD'nin alternatifi mi?
Dört etkili ve saygın Fransız aydınının Le Monde'da yayınlanan "Türkiye'yi Niçin Kabul Etmeliyiz?" başlıklı yazısı, Fransa'da ve belki tüm Avrupa'da, Türkiye'ye bugüne kadar verilmiş en önemli ve derinlikli entelektüel destek olarak dikkatleri çekti.
Haberin Devamı

