11 Eylül terör saldırıları nedeniyle Washington'un "global 28 Şubat" süreci başlatacağını ileri sürmüş ve şöyle yazmıştım: "Ülke içinde İslami kuruluşların üye ve yöneticileri, faaliyetleri, para hareketleri sıkı denetim altına alınacak; belki bazıları kapatılacak, şüpheli kişiler sınır dışı edilecek. Başörtüsü, uzun sakal gibi simgeler bir şekilde tartışma gündemine gelecek. Demokrasi, fikir ve inanç özgürlüğüne aykırı her türden uygulama,terörizmle mücadele'adına hoşgörülecek..." ABD Adalet Bakanlığı Başmüfettişi Glenn A. Fine'ın hazırladığı ve geçtiğimiz günlerde New York Times'ta yayınlanan rapora göre, 11 Eylül'den sonra 762 yabancı şüphe üzerine günlerce gözaltında tutuldu; en temel haklardan mahrum bırakıldı. "Suçsuzlukları ispatlanana kadar suçlu" muamelesi gören hemen tümü Müslüman olan bu kişilerden hiçbirinin terörle ilişkisi saptanamamasına rağmen çoğu sınırdışı edildi.
Türkler 3. sırada
Söz konusu 762 kişinin dökümü, ABD'nin "teröre karşı topyekun savaş" stratejisinin sanıldığı gibi sadece Araplara yönelik olmadığını ortaya koyuyor. Çünkü en kalabalık grubu 254 kişiyle Pakistanlılar oluşturuyor. İkinci sırada 111 kişiyle Mısır yer alırken üçüncülük 54 kişiyle Türkiye'nin. Amerikalı yetkililerin, insan hakları savunucularının eleştirilerine karşı cevabı hazır: "11 Eylül saldırıları yeni bir yaklaşım gerektiriyor. Masum Amerikalıları terörist saldırılardan korumak için her türlü yasal yola başvurmaktan çekinmeyeceğiz." Nitekim Adalet Bakanı John Ashcroft da, raporun basına sızdığı gün "teröre karşı daha geniş yetkiler" istemekten çekinmedi.
En büyük korku yeni bir 11 Eylül
ABD'de bulunduğum sürece Amerikan kamuoyunun büyük bir bölümünün "topyekun savaş" konseptini benimsemiş olduğunu gözledim. Amerikalıların en büyük endişesi terörün bir kez daha kendi topraklarına sıçraması. Örneğin havaalanlarındaki aşırı ve bıktırıcı güvenlik önlemlerine karşı sızlanan, görevlilerle tartışan pek kimse yok. Bunun yerine tam bir "vatandaş-devlet işbirliği" görülüyor. 11 Eylül'den hemen sonra, az sayıda da olsa, Müslümanlara/Araplara yönelik ırkçı saldırılar durmuş. Bununla birlikte medyanın büyük bir bölümünde islamiyet ve Müslümanlara karşı önyargılı yayınlar aynen devam ediyor.
İslamcılar'ı anlatan kitaplar çok satıyor
Büyük bir kitapçı dükkanının "Güncel olaylar" bölümünde rafların yaklaşık yarısı bir şekilde islam veya îslamcılar'ı ele alan kitaplarla dolu. ABD'de İslami hareketleri iyi bilen isimlerden, "güvercin" John L. Esposito ve diğer birkaç istisna dışında tümü "şahin" bir üslupla kaleme alınmış. Şu günlerin en gözde şahini ise, AKP'yi bile terörle ilişkilendiren Daniel Pipes. 11 Eylül öncesi İngilizce'de Usame bin Ladin ve El Kaide hakkında toplam üç kitap vardı. Bugün ise sırf kapağında Ladin resmi bulunan en az on kitap var. Başlığında "Cihad" sözcüğü geçen kitapların sayısıysa hayli fazla. Gazeteciler, terör uzmanları, eski CIA veya FBI ajanları, eski teröristler vb. tarafından yazılan bu kitapların çoğu "içerden" bilgi verme iddiasında ve söylendiğine göre çok satıyorlar. Raflarda dikkat çeken bir diğer nokta Suudi Arabistan üzerine kitaplardaki patlama. Amerikalı yayıncıların, Washington'un hedef gösterdiği İran ve Suriye rejimleri yerine Suud hanedanıyla uğraşmaları akıllara bazı sorular getirmiyor değil.
ABD'li şahinler rakipleri devre dışı bıraktı
Kamuoyunda İslamiyete karşı bir atmosferin oluşmasında "şahinler"in rolü büyük. ABD'nin İslam'a ve özellikle de İslami hareketlere bakışında hep üç eğilimin rekabetine tanık olunmuştu: Güvercinler, Şahinler ve Ortayolcular. 11 Eylül sonrasında şahinlerin inisiyatifi ele alması bekleniyordu, ama rakiplerini bu derece devre dışı bırakacağı tahmin edilmiyordu.
Güvercinler: İslam dünyasının demokratikleştirilmesi için çalışmayı, bu uğurda, Müslüman ülkelerin en güçlü toplumsal hareketleri olan İslami hareketlerle işbirliği yolları aramayı telkin ettiler.
Şahinler: İslam ile Batılı değerlerin kesinlikle bağdaşamayacağını savundular. İslamcının ılımlısı-radikali olmaz diye düşünüyorlar.
Ortayolcular: Bir zamanların 'Yeşil kuşak' politikasında olduğu gibi, İslami hareketlerle ABD çıkarları ışığında pragmatist ilişki kurulmasını savundular. En büyük yanlışları, en bağnaz İslamcılar olan Taliban'la bile işbirliğine gidilebileceğini savunmaları oldu.
54 Türk ABD'de terör şüphesiyle gözaltına alındı
11 Eylül terör saldırıları nedeniyle Washington'un "global 28 Şubat" süreci başlatacağını ileri sürmüş
Haberin Devamı

