Ziynetler, file çoraplar ve türban

Haberin Devamı

Dün Hürriyet, Akşam gibi gazetelerin manşet haberine ait ilk sayfa fotoğrafları dikkat çekmeyecek gibi değildi. Yine “Mümkün olduğunca çok kadını örtmek bizim misyonumuz” diyen tesettür giyim firmasının bir defilesiydi haber...
Tamamı sakallı erkek izleyiciler ve yanında cazip kadın fotoğrafları... Kırmızı rujları, mankenlerden farksız makyajları, biri daracık vücuda oturmuş tuniği ve bol miktarda ziynetli, diğeri kırmızı saten pardösüsü ve göğüs dekolteli elbisesi ile tesettürle uzaktan yakından alakası olmayan kıyafetli, sadece kafası türbanlı kadınlar...
Kırmızı pardösülü olanın ayrıca normal çoraptan daha seksi olduğu kadınlar ve erkekler tarafından pek iyi bilenen file çorap giymesi ve eteğinin de diz altı olması dikkatleri daha fazla çekiyor.
Yani şimdi Kur’an’ı, ilgili ayetleri, bunların indirilme nedenlerini, aynı ayetlerde dikkati çekmemek için “bakışlarınızı bile sakının” dendiğini bilen insanlar “Bu şekilde dinin emri olduğu iddia edilen örtünmeyi yerine getirmiş mi oluyorsunuz. Vücut ve yüz hatlarınız olanca ihtişamı ile ortadayken ve hatta kullanılan renkler, parlak kumaş ve makyajlarla gereğinden de çok ortadayken dikkati çekecek tek şey saçınız mı, onu örtünce sorun bitmiş mi oluyor” deseler “Vay efendim siz dindarların başörtüsünden ne istiyorsunuz? Dine karşı mısınız, hakaret mi ediyorsunuz” gibi sözler mi dinleyecekler?
Elbette herkes devlet alanları dışında istediği gibi giyinmekte, dinini ibadetini istediği gibi yaşamakta, yapmakta serbest. Kimse kimseye karışamaz.
Ama birileri Müslüman kadınları türbana göre ayırıyor, “türbanlılar daha dindar, daha dikkatli, daha namuslu bilinir” filan diyorsa (ki diyor) birileri de “bu kıyafetler dinin emrettiği tesettür değil. Sadece kafanızı örtmekle türban takmayanlardan farklı olduğunuzu iddia edemezsiniz” diyebilir.
İran’da, Suudi Arabistan’da bu kıyafetlerle sokağa adım atılsa, hiç şüphe yok din polisleri anında giyenlerin tepesinde biter ve onları karakola davet eder.
Onun için herkesin “vatandaşlarının canının istediği gibi giyinmekte, hatta takiyye yapmakta özgür olduğu” ülkemizin kıymetini bilmesi, karıştırmamak için dikkat etmesi ne kadar önemli değil mi?

*****


Ercan Karakaş haklı!

Deniz Baykal genellikle kendisine, “tek adam” politikasına, parti içi demokrasinin olmayışına tepki göstererek ve kırgın şekilde CHP’den ayrılan önemli siyasetçileri partiye döndürme atağı başlattı.
Bunu kurultaydan kısa süre önce değil, çok daha önce yapması, bir “parti içi demokratikleşme” sürecinin yaşanmasına izin vermesi ve çok daha fazla sayıda muhalifi ikna etmesi gerekirdi.
Şimdi ne kadar inandırıcı ve bu atakta ne kadar başarılı olacak bilinmez. Ama CHP’nin önemli muhalif isimlerinden biri olan Ercan Karakaş bunu bile takdir etmiş ve:
“CHP’nin böyle bir açılım yapması ve kitleselleşmesi gerekiyor. Buna kayıtsız kalmayız” demiş. Yine de uzatılan eli itmemiş.
Parti içi demokrasinin olmayışı zaten kurultayın da sonucunu belirleyecektir. Bir sürpriz sonuç çıkarsa gerçekten “büyük sürpriz sonuç” olacak. Ama durum ne olursa olsun Baykal’ın bu değişiminin nedeni eğer sadece “kurultay” ise sonunda kendisiyle birlikte parti de, alternatif arayan halk da, muhalefetin çok önemli olduğu bir ortamda siyaset de, ülke de kaybedecek ve sorumlusu kendisi olacaktır.
Bunu aklından çıkarmamalı!

*****


Soykırım Partisi

Okuyuculardan çok enteresan yorumlar, fikirler çıkıyor bazen. Hatta sık sık... Bunlardan biri; Oğuzhan Yenilmez Türkiye’de parti kapatma davasına aşırı tepki gösteren bazı AB kuruluşları (yoksa ‘istek üzerine tepki gösteren’ mi demesi lazımdı) ve yöneticileri için öneri getirmiş.
Diyor ki:
“AB vatandaşı bazı Türkler İsviçre’de ’Ermeni soykırımı yalandır Partisi’kursunlar ve bakalım bu parti kapatılıyor mu, kapatılmıyor mu? Parti kapatılır veya kapatılması talebiyle soruşturma açılırsa AB’nin o meşhur demokrasi anlayışını test etmiş oluruz. Yok bu oluşuma izin verilirse (bunun mümkün olacağını düşünmüyorum) bu partiye verilecek destek ve oylarla soykırım yalanı ile ilgili müthiş bir mücadele başlatılmış olur.
AB vatandaşı sağduyulu Türkleri görev ve eyleme davet edelim.”
Son derece haklı bir talep bu, Türk yüksek yargısını “akıllı, mantıklı” olmaya davet edecek, “parti kapatılırsa AB yolu da kapatılır” gibi tehditler savuracak, 301 konusunda aşırı baskı yapacak kadar “başkası için demokrat” olan AB yöneticileri, tamamen ifade özgürlüğü kapsamında olan “bir tek cümle” için bile cezaevi yolunu gösteren veya başka yaptırımlar uygulayan İsviçre, Fransa (tarihçi Bernard Lewis tazminata mahkum edildi, Türkiye Başkonsolosu mahkemeye çıkarıldı) gibi ülkelere neden tepkisiz kalıyorlar? Türkiye’nin bunu öğrenmeye hakkı var. Avrupa’daki Türklerin de bunu sorgulaması iyi olur.

DİĞER YENİ YAZILAR