Topluma, kadına nedensiz bir baskı oluşturduğu gibi “kadın üzerinden din istismarı”nda kaynak gösterilen birkaç ayetin dikkatle incelenmesini ve kesin başörtüsü emrinin gösterilmesini önerdiğim yazıma devam ediyorum.
“Saçları örtmek”le ilgili bir “emir” olduğu iddia edilen Nur Suresi 30-31. ayetlerde ise erkek ve kadınlara “gözlerini haramdan sakınmaları, namuslarını korumaları” söylendikten sonra “kadınların ziynetlerini korumak için örtülerini yakalarının üzerine salıvermeleri” ifadesi var ve bunun da erkek sataşmasıyla bir ilgisi yok, çünkü kadına ve erkeğe aynı anda söyleniyor.
Hz. Aişe’nin gerdanlığını kaybetmesi ve onu ararken kendisine bir iftira atılması üzerine (30 gün sonra) inmesi ve içindeki “Kadınlar gizledikleri ziynetler bilinsin diye ayaklarını vurmasınlar” gibi ifadeler de (ki halhal, bilezik gibi takıların çıkardığı sesten söz edildiği açıkça belli) ziynet kelimesiyle neyin kastedildiğini anlatıyor. Sadece düz mantıkla baktığınızda bile “ziynet”le kadın vücudu kastedilseydi bunu yakın erkek akrabaların, kölelerin görmesinde mahzur olmadığı belirtilir miydi?
DİNİ NEDEN ANLAMAYALIM?
Bütün bunların üstüne, inceleyen herkesin görebileceği gibi saçın örtülmesinin, tepeden tırnağa örtünmenin açık bir emir olduğu hiçbir yerde yok. O zaman, belli olaylar üzerine inmiş olan, Hz. Peygamber’in kendisine biat eden Müslüman kadınlardan istediği şartlar arasında da bulunmayan bir şeyin neden “farz” olarak öne sürüldüğünü sormak kadınların hakkıdır.
Ramazan başlar başlamaz iftar saatinde tüm sokaklar boşalırken; türban takan kadınlara “dindar”, diğerlerine “değil” ayırımı yapılıyor, Ali Bulaç gibileri çıkıp türban takmayanları “modern kadın” diye adlandırarak ve “onlara ulaşmanın kolay olduğunu” söyleyerek ayırım üstüne bir de baskı uyguluyor. VAN, Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde kız öğrencilere “türbanınızı çıkarmayın” baskısı yapılıyorsa, türban ve tesettür siyasete alet edilerek ülke gündeminden düşürülmüyorsa kadın/erkek herkesin hakkıdır.
Teknolojinin, zekâların geliştiği bugünün özgür dünyasında her konuyu inceliyor, irdeliyor gerçeğin ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Biz köktendinci, baskıcı, anlamadan uygulayan bir toplum olmadığımıza göre bunu isteyebiliriz;
Diyanet İşleri en iyi din uzmanlarını bir araya getirerek, ayetleri bir bütün içinde yorumlayarak ve kelime anlamlarını tek tek açıklayarak (hımar, mikna başta olmak üzere), “Söyle” ve “Ey İnananlar” hitapları arasındaki farkı göstererek bize böyle bir emir varsa hangi satırlarda gizli olduğunu televizyonlarda anlatmak zorundadır.
Tabii bu anlatım her kelimesiyle ikna edici ve tüm çelişkileri, soru işaretlerini giderici olmalı... Yuvarlak ve kısa cümlelerle olmuyor! Bu sorunun cevabını bekleyen milyonlarca kişi adına Diyanet İşleri’ni tekrar incelemeye ve televizyonda açıklamaya davet ediyorum.
Yardım etmek ister misiniz?
Gaziantep’te bir ilköğretim okulunun öğretmeni Arif Çopuroğlu “Bizim okulumuz kenar bir mahallede ve öğrenciler çok kötü şartlarda çalışıyorlar. Kütüphanemiz veya bir kitaplığımız da olmadığı için buna biz öğretmenler çare bulmaya kadar verdik” diyerek benden yardım istiyor.
Onlara bu hafta kendi kütüphanemden birkaç koli kitap gönderiyorum. Sizlerin yardımıyla bugüne kadar Anadolu’da bazı okullara kütüphane kazandırmayı başardık.
Acaba aranızda kullanmadığı bilgisayarı veya okumadığı, raflarda bekleyen kitapları olan var mı?
Yardım etmek isteyenlere adresi veriyorum:
“Sadettin Batmazoğlu İlköğretim Okulu Şehitkamil/Gaziantep”
Şimdiden onlar adına teşekkürler.

