Zerda ve Medeni Kanun

Bu diziyi beğeniyorum, TV'ler beni kolay kolay saatlerce esir alamıyor ama Zerda'yı kaçırmıyorum

Haberin Devamı

Bu diziyi beğeniyorum, TV'ler beni kolay kolay saatlerce esir alamıyor ama Zerda'yı kaçırmıyorum. Hem Yavuz Bingöl ve Ece Uslu başta olmak üzere oyuncularını başanlı bulduğum, hem de Anadolu kadınlarını "hakları" konusunda çok güzel bilinçlendirdiğini gördüğüm için. Senarist dahil tüm ekibe bravo doğrusu. Son izlediğim bölümde yakında kitabından söz edeceğim başarılı tiyatro sanatçımız Nedret Güvenç'i görmek de mutlu etti beni. Ne yetenek var o kuşağın sanatçılarında, izlemeye doymuyor insan.

Gelelim yine son bölümdeki kadın hakları sahnelerine. Mahmut Ağa karısının çalışmasını istemiyor. O ise kendi bildiğini okuyarak çalışıyor. Sıra Ağa'nın tehditle korkutmasına geldiğinde ise eşi şöyle diyor: "Ne yaparsın yani. Boşar mısın? Senden izin alacak değilim. Kanunu biliyorum. İstersen boşanalım ben de malın mülkün bana düşen kısmını alır giderim." Şimdi, olay güzel. Kadınlara Medeni Kanun'da yapılan değişiklikle verilen haklarını gayet güzel anlatıyor ama bir hatayla. Burada sanki Medeni Kanun değişikliği tüm evlilikleri kapsıyormuş gibi bir hava var. Oysa son anda Ecevit Hükümeti'nin MHP kanadından bazı milletvekilleri tarafından yapılan baskı sonucu bu yasa değişikliği sadece yürürlüğe girdiği tarihten sonra yapılan evliliklere uygulanıyor. Ve önceki evliliklerde de sadece o tarihten (1 Ocak 2002) sonra edinilen mallara... Yani Mahmut Ağa ile karısı 1 Ocak 2002'den önce evlenmişlerse o güne kadar edinilen mallarda karısının hiçbir hakkı yok. Dizide ettiği sözlerin de bir anlamı yok.
(Devam edecek)



Adalete inanmıyoruz!
Dün ve bugün gazete manşetlerinde yer alan "13 yaşındaki çocuğa tecavüz eden 28 kişi"nin serbest bırakılması ve bununla da yetinilmeyerek görevlerine iade edilmesi yalnız Türkiye'de değil yeryüzünde eşi benzeri görülmemiş bir facia haberi değilse nedir?

Nedir? Bu ülkeyi yönetenler, ceza kanunlarını hazırlayanlar, uygulayanlar halka anlatsınlar bunu... Anlatsınlar ki burası gerçekten orman kanunlarının işlediği bir dağ başı mıdır, "AB'ye girdik, gireceğiz" diye sürekli olarak uyutulan, safdil vatandaşlarla dolu, üzerine ölü toprağı serpilmiş bir garip üçüncü dünya ülkesi midir öğrenelim... Nerede yaşıyoruz bilelim.

Bu olay ortaya çıktığında, Allah'tan korkmadan bir çocuğa aylarca tecavüz edenlerin, suratlarında korkudan, utanmadan eser olmayan fotoğrafları yayınlandığında "Korkmuyorlar, çünkü salıverileceklerini biliyorlar. Cezalandırın bunları. Öyle cezalandırın ki ibret olsun. Bu sefil saldırıları kimse yapamasın" diye defalarca yazdık. 'Yeni TCK tasarısında kadınlara, çocuklara tecavüzü önleyici yeterli madde yok. Vatandaşı veya tecavüze uğrayanı değil, tecavüz edeni koruyor. Yeniden gözden geçirilmeli' dedik ('Yazık bu çocuklara uyanın artık'- Nisan 2003, Tasarı değil skandal -Mayıs 2003.) Ama kadını sanp sarmalayıp, paketleyerek koruyacağını sanan ve bu konunun üzerinde kafa yoran anlayış nedense kadınları, genç kızları (ve hatta ayırımsız tüm gençleri) koruyacak yasalar üzerinde o kadar durmadı.

Dile kolay 28 kişi... Olay filân değil gerçek bir felaket bu. Medeni bir ülkede isyan yaratacak, suçluların salıverilmesi halkı ayaklandıracak, ilgilileri istifaya mecbur edecek boyutta bir felaket. Ve mağdur N.Ç.'nin Adalet Bakanı' na yazdığı mektup bu felaketi çok güzel anlatıyor. Böylesi kararlara meydan verenlerin kendilerini mağdurun yerine koymaları da gerekir.

Adalet Bakanı Türkiye'de adalet olup olmadığını halka anlatana kadar basın bu olayı asla unutturmamalı!

DİĞER YENİ YAZILAR