Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün bu görevden alınıp İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’ne atanması muhalefetten ve herkesten çok hükümet üyelerini ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı’nı şaşırtmış görünüşe bakılırsa.. Hatta Öz’ün kendisinden daha çok tepki verdiklerini söylemek mümkün..
Devlet Bakanı Yazıcı “İnşallah Ergenekon davası sürecine zarar vermez, devam eder”, AKP’li Bekir Bozdağ “Rızası olmadan yetkisinin kaldırılması yanlıştır, kendisinin Ergenekon davasına bakması gerekiyordu, dava süreci uzayacaktır” demiş, Burhan Kuzu ise “Görev değişikliğinin altında ne olduğunu bilmediklerini, bazı uygulamaların neden olmuş olabileceğini” söylemiş.
Zekeriya Öz de “Yorgundum, herhangibir talebim olmadı. Sürpriz oldu. Soruşturma kişiye bağlı değildir, devlette devamlılık esastır” diyor. Bu açıklamaların hepsinde ortak ne görüyoruz; Referandum un hemen arkasından üyelerinin büyük çoğunluğu hükümet tarafından, Adalet Bakanlığı bürokratlarından seçilen Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun “aslında hükümete bağımlı olmadığına, tam aksine bağımsız olduğuna ve hatta iktidar partisinin HSYK kararlarından çok habersiz olduğuna” inandırma çabası..
Aynı şekilde (hiç ihtimal yok ama) Zekeriya Öz’ün de haberinin olmadığı ifadesi var. Burhan Kuzu acaba büyük tepki yaratan “Nedim Şener ile Ahmet Şık’ın tutuklanma kararı ”ndan mı yoksa “basılmamış kitabın taslaklarını yok etme” kararından mı söz ediyor, bu tepkilere karşılık mı yapıldı, yoksa yine “bilinmeyen, görülmeyen” başka bir neden mi mevcuttur pek belli değil..Ama belli olan şu; Öz’ün kendisi “soruşturma kişiye bağlı değildir” derken AKP’lilerin bir ağızdan “soruşturma sürecinin etkileneceğini, uzayacağını” filan söylemeleri dikkat çekici bir çelişkidir. Madem ki “yalnız çalışmıyordu, başka savcılarla birlikte çalışıyordu” diyorlar o zaman neden o gidince sürecin etkileneceğini tekrarlamaktalar?
Süreç ve tutukluluk işkencesi daha da uzatılacak ve bu psikolojik hazırlık mıdır, akla bu da geliyor. Açık konuşsalar da bilmece çözme zorunluluğu kalmasa ne iyi olur!
İşte yürekli kadınlar!
Başta tecavüz ve cinayetler olmak üzere “kadınlara karşı şiddetin her türlüsü” önlensin, suçlulara en ağır cezalar verilsin diye yıllardır çırpınıyoruz, ceza kanunları arasına bu şiddet olaylarını teşvik anlamına gelecek yasa maddelerinin sıkıştırılmasını engelleyip doğru yasaların çıkarılmasını sağlıyoruz ama ne fayda.. Vermeyince Mabut, neylesin Mahmut.. Bu kez çıkarılan yasaları uygulamadıkları için ülke bir “suçlular cenneti, mağdurlar cehennemi” ne dönüşüyor, kadınların yanında çocuklara saldırılar, tecavüzler, cinayetler ayyuka çıkıyor.
Ayşe Paşalı “Beni koruyun, eski kocam öldürecek” diye çırpınıp defalarca Savcılığa başvurduğunda, yüzü gözü dayaktan mosmor vaziyette gazetelerde yer aldığında korumayan devlet “çocuklarını” da aynı şekilde koruyamıyor, her türlü siyasi haber istedikleri şekilde devlet TV’sinden verilirken TRT ve diğer kanallarda onları “sapıklara ve her tür tehlikeye karşı uyaran eğitim vermeyi, sıkıntı anında başvuracakları telefonları, sığınma evi adreslerini öğretmeyi” başaramıyor. Sonuçta küçücük çocuklar tecavüz ve cinayetlerle kaybediliyor ki son örnek; üç kardeşin hemen arkasından cinayete kurban giden zavallı küçük Fırat’tır.
DEVLET SUSARKEN ONLAR..
Başbakan Erdoğan “idam cezası tartışılıyor, bizim gündemimizde yok” demiş. Oysa bunun yerine “o küçük çocukların uğradığı vahşetten toplum olarak üzüntü, hatta utanç duyduğumuzu, idam cezası tartışılırken çocuklara saldıran canilerin ömür boyu hapis cezasına çarptırılmaları için ellerinden geleni yapacaklarını” söylese, en azından suçluların “ceza korkusu olmadığı” için bulduğu cesareti kırabilirdi. Ama işte devlet, hükümet seçim kaygısından başka bir şey düşünmeyince çocuğu da, kadını da sahipsiz, kaderine terk ediliyor..
Devletin boş veya eksik bıraktığı alanları da sivil toplum örgütleri doldurmaya çalışıyor. Geçen hafta Başkanlığını Nesrin Ercan’ın, Başkan Yardımcılığını Arzu Sabancı’nın yaptığı MİKA-DER’in (Minik Kalplerle El Ele Derneği) köşe yazarlarına bilgi verdiği toplantıdaydım. Bu dernek; üyesi olan Arzu Çebi, Elif Türkay, Dilek Güney ve daha birçok gönüllü ile birlikte inanılmaz bir enerji ve özveriyle Türkiye’nin dört bir yanını dolaşıyor, topladıkları bağışlarla SHÇEK’e bağlı çocuk yuvası ve yetiştirme yurtlarının yaşam koşullarını yükseltmek, kitaplıklar, oyun-oturma ve çalışma odaları yaptırıp kitaplar almak için emek sarfediyorlar. Bununla da yetinmiyor, tam donanımlı çocuk evleri ve yuvaları açıyor, gençler için “yetiştirme yurtlarının eksiklerini” gideriyor, çocukların notlarına kadar takip ediyorlar.
Son olarak Rize Atatürk Çocuk Yuvası’nı yeniledikleri haberini dün gazetelerde gördüm.. Beş-on “altın kalpli kadın” bunları başarabiliyorsa devlet istese ülke çapında kampanyalarla çocuklar için neleri başarmaz değil mi?
TECAVÜZ, ENSEST, TÖRE!
MİKA-DER Başkanı Nesrin Ercan’la konuşurken ona Anadolu’yu dolaşmaları sırasında kadın ve çocuklarla ilgili olarak gözledikleri tabloyu sordum. İnsanlara “anne-baba olma bilinci, sorumluluğu” verilmesi, “cinsel tabuların yıkılarak her şeyin açıkça konuşulabilmesi” gerektiğinden, gençlerin ve ailelerin karşılaştıkları olayların gizlenmeyip açığa çıkmasının ancak böyle mümkün olacağından söz etti. MİKA-DER üyeleri “töre” adı altında bakılan olayların arkasında dehşet verici ama hala gizlenen gerçekler olduğunu anlattılar. Olaylar Zülfü Livaneli’nin “Mutluluk” filminde muhteşem bir şekilde ortaya koyduğu “ensest olayı ve mağdur genç kız için ‘tecavüz edenin verdiği’ ölüm kararı”ndan hiç farklı değil, hatta orada bir tecavüz vardı artık vahşetin ilerlediği görülüyor.
ÇOCUKLARA ÖĞRETİLSİN!
Kadın ve Aile Bakanlığı bana gönderdiği açıklamada “şiddet, taciz ve tecavüzü önlemek” amacıyla hizmet veren “ALO 183 Acil Yardım Hattı”nın tanıtımını içeren bir reklam filmi hazırladıklarını ama kanalların ilgi göstermediğini anlatıyor. Oysa TRT bile yeter, gün içinde periyodik olarak, kampanya halinde çocukları uyarsınlar, telefonları versinler, aile içi ve dışı tecavüzden, şiddetten kaçma yöntem ve cezalarından söz etsinler. Bizler de gönüllü katılırız bu tür bir çalışmaya.
MİKA-DER’in gayretini, özverisini gösterseler yetecek!

